menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

13 SAFER: YOLA BAŞ KOYANLARIN ADRESİ

8 0
17.07.2026

Harput'ta Bir Doğum Günü, Bir Emanet, Bir Toprak

Bir kapıdan geçeriz. Küçücük bir kapı, bir mescidin yan tarafında, kayalara gömülü. Eğilmeden geçemeyiz. İçeri girdiğimizde ışığın azaldığını hissederiz, sesin azaldığını, nefesimizin bile hafiflediğini.

Camekânın üzerinde yeşil bir örtü görürüz. Kaldırıldığında yedi asırdır çürümemiş bir beden buluruz karşımızda. Eller, ayaklar, tırnaklar... zaman bu bedene hiç dokunmamış gibidir.

Ama başın ayrı durduğunu fark ederiz.

Bir zamanlar oradan ayrılmış, sonra geri konmuş. Selçuklu'nun mücahit kumandanı, aynı zamanda büyük bir veli: Arap Baba. “Kılıçla geldik, kalemle gideceğiz” derdi, diye rivayet ederiz birbirimize. Harput'un fethinde kılıç kuşandı, sonra kürsüde vaaz verdi. Vefat tarihini bile bilmeyiz. Sadece bedeni kaldı bize, asırlarca.

Bir söz taşırız dilimizde: Baş koymak.

Sıradan bir fedakârlık saymayız bunu. Bir davaya, bir yola, bir emanete kendimizi öyle teslim ederiz ki, bedelini başımızla ödemeyi bile göze alırız.

Rabbimiz bize şöyle seslenir:

إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَىٰ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ

"Şüphesiz Allah, mü'minlerden canlarını ve mallarını, karşılığında cennet olmak üzere satın almıştır."

Satın alınan bir canımız vardır. Bir bedel öderiz. Ve bu bedeli ödemeye razı olduğumuzda, tarih boyunca hep bir yer buluruz kendimize. Bir adres.

Harput, bizim için bu adreslerden biridir.

Bu toprağın hafızasını dört bin yıl geriye götürürüz.

Hurriler kurmuş, Urartular sağlamlaştırmış, Romalılar sınır kalesi yapmış bu kayalıkları. Ama biz asıl kimliğini İslam'la buluruz. 1516'da fetihten sonra Harput bir daha hiç eskisi gibi olmadı; kırk medrese, on cami, sekiz kütüphane, darü'l-hadis, darü'l-hattat, darü'l-kurrakurulduğunu görürüz bu kayaların üzerinde.

Selçuklu döneminin büyük mutasavvıf-filozofu Şihabeddin Sühreverdî, Harput için tek bir tabir kullanmıştı, biz de onu tekrarlarız: “Makarr-ı Ulema” deriz, ulemanın karargâhı. Başka bir isimle de anarız: Dârü'l-Feyz, feyzin yurdu.

Kıraat alimlerini burada yetiştiririz, icazeti burada veririz. Ticaret kervanları Basra'dan Bağdat'tan geçip buradan Sivas'a uzanırken, ilim de aynı yollardan akar bize.

Sonra 1834 gelir. İdari merkezi ovadaki yeni şehre taşırız. Harput'un stratejik önemini kaybettiğini görürüz, nüfusunu aşağı indiririz, medreselerini boşaltırız. Bugün neredeyse ıssız bir harabe buluruz orayı.

Ama bir şehri ulemanın karargâhı bilmişsek, feyzin yurdu bilmişsek, o unvanı idari bir kararla silemeyiz biz. Sadece derinlere çekildiğini görürüz. Sessizleştiğini.........

© Habername