menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SELAHADDİN'E KORKU SALAN TEK GÜÇ: HAŞHAŞİLER

7 0
06.01.2026

Tarihe II. Alamut Kalesi olarak geçen günümüzde Suriye'nin Hama şehri yakınlarında bulunan MasyafKalesi'nin baş şeyhi (namı diğer Dağın Şeyhi) RaşidüddinSinan tarafından Selahaddin Eyyubi’ye bir elçi gönderilir. Selahaddin, elçiyi huzuruna kabul etmeden önce, yanındaki bazı adamlarını/yetkilileri dışarı çıkartmıştır. Fakat elçi: "Efendim (Raşidüddin) bana bu mesajı size yalnızca baş başa kaldığımızda iletmemi emretti" karşılığını vermesi ile Selahaddin, bu kez odada yalnızca iki muhafız bırakarak herkesi dışarı çıkarmıştır. Ancak elçi bu iki muhafızın da dışarı çıkmasını isteyince Selahaddin, artık bu isteği reddetmiştir. Bunun üzerine elçi, muhafızlara dönerek "Efendim namına sizlere bu sultanı öldürmenizi emretsem yapar mısınız?" diye sorar ve oracıkta muhafızlar "Emriniz baş üstüne" diyerek kılıçlarını çekip Selahaddin Eyyubi'ye yöneltirler. Selahaddin, yaşadığı şok ve şaşkınlıkla donakalır.

Yine bir gün Selahaddin Eyyubi, ele geçirdiği Şii Fatımi Halifesinin Kahire’deki sarayında gece uyumak için odasına çekildiğinde, yatağının üzerinde kanlı bir hançer ve kınına sıkıştırılmış bir not bulur. Selahaddin ve genç yaveri dehşete kapılmışlardır. Mesajda şunlar yazmaktadır:

"Bir İsmail fedaisinden Yusuf Selahaddin'e,
Ey Selahaddin! Ne kadar kapalı kapılar arkasına saklanırsan saklan, ne kadar nöbetçi koyarsan koy, eninde sonunda hak ettiğini bulacaksın. Adın kadar emin ol buna. Boyundan büyük işlere burnunu soktun. Bu gece seni öldürmek isteseydim, bana hiç kimse engel olamazdı. Canın, benim iradem altındaydı. Fakat bu sefer seni bağışladım. Bu, sana ilk ve son uyarımdır. Haddini bileceksin. Ben ne yaptım diye bir düşün. Benim kim olduğumu öğrenmek için boşa zaman harcama. Çünkü benim; baban, kardeşin, yaverin, uşağın, hatta sarığında bir iplik, başında bir saç olmam mümkündür. Tek yapman gereken haddini bilmek olacaktır."

Anlatılan hikayelerde ve yazılan tarihi romanlarda, tarihin en azılı suikastçıları katil haşhaşilerin Sultan Selahaddin'e bu denli yakın olduklarından bahsedilir. Mısır'ı ve tüm Suriye'yi birleştirmiş, sokaklardaki çeteleri, kargaşayı temizlemiş, ülke genelinde nizamı sağlamış, adalet temelli iyi-sağlam bir düzen kurmuş, saray entrikalarına son vermiş ve en önemlisi de Haçlılara kan kusturup, diz çöktürmüş koskoca Kudüs Fatihi Sultan Selahaddin Eyyubi'nin bu denli bir tehlike ve tehdit altında ve yine acziyet içerisinde hüküm sürdüğünü duymak ve kabul etmek, itiraf etmek gerekir ki hiç de kolay değil. Ancak gelin görün ki, bu hakikatin ta kendisiydi.

Maalesef bu coğrafya tarih boyunca fitne-fücurun yuva yaptığı ve kol gezdiği bir merkez olmuştu. Örneğin büyük Türk Hakanı Sultan Melik Şah, 1092 yılında haşhaşilerin ve karısının parmağının olduğu bir suikastlaBağdat'ta şehit düşmüştü. Yine veziri büyük devlet adamı Nizamülmülk de bu haşhaşiler tarafından bir suikastlaşehit edilmişti. Oysa tehlike çok da uzaktan değil, çok yakınından, bizzat arkadaşı Hasan Sabbah tarafından geliyordu.
Kuran'ın zahiri yönünden ziyade batıni yönünü esas aldıkları için kendilerine Batıni de denilen Şia'nın İsmailliye koluna bağlı bu örgüt, Hasan Sabbahöncülüğünde Alamut Kalesi'ni üs edinmiş ve efsunlanmış fedaileri aracılığıyla tüm İslam Alemi'ne kan kusturmuştur. 1256 Moğolların Bağdat Seferine kadar da şer yuvası olmaya devam etmiş, en son Hülagu, kalenin de bulunduğu dağı komple barutla havaya uçurmak suretiyle Alamut Kalesini yerle bir etmiş ve tarihten silmiştir. Kısaca bir zalimin belası, başka bir zalimin eliyle verilmiş, çivi çiviyi sökmüştü.

Büyük Selçukluların gücünü yitirmesi ile ortaya çıkan devletlerden olan Zenginlerin büyük hükümdarı Nureddin Zengi tarafından 1164 senesinde amcası Şirkuh ile Mısır'ın Fethi için görevlendirilen........

© Habername