Doktor gözüyle Hayatın Anlamı ve Ölüm Gerçeği

İnsanın hayatının anlamını kaybetmesi, hayatını kaybetmesinden daha önemlidir Erich Fromm

Pozitif bilim kanıta dayalı olarak bilgi arayışında en güvenilir yöntemlerden biridir. Çünkü kanıta dayalı bilim, gözlem ve deneyle doğrulanabilen gerçekleri ortaya koyar. Yoksa diğer sosyal bilimler negatiftir manasına gelmez.

Bu yaklaşım, özellikle tıp alanında hayati önem taşır. Bir tedavinin etkili olup olmadığını anlamak için karşılaştırmalı çalışmalar, istatistiksel analizler ve yeterli sayıda klinik kanıt gerekir.

Aksi halde, bireysel gözlemlerden yola çıkarak “şalgam kansere iyi gelir” gibi iddialar, bilimsel bir değer taşımaz. Çünkü bilim, kişisel kanaatlere değil, tekrarlanabilir ve ölçülebilir sonuçlara dayanır.

Ölüm Gerçeği ve İnsan

Kanser gibi ağır hastalıklarla mücadelede temel amaç, hastanın yaşamını uzatmak ve yaşam kalitesini artırmaktır. Ancak ne kadar çabalarsak çabalayalım, ölüm gerçeğini ortadan kaldıramayız.

Ölüm, bütün dünyevi lezzetleri sona erdiren bir hakikattir. Bu yüzden asıl mesele, sadece yaşamı uzatmak değil, insanın dünya ve ahiret yolculuğunu anlamlı kılmaktır. Çünkü ölümden daha çok korkulması gereken şey, iyi yaşanmamış bir hayat ve kötü bir sonla gitme ihtimalidir. Kadim kültürümüzde bu kavrama ‘Hüsn-ü Hatime’ denirdi.

Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, çok bağışlayıcıdır. Mülk 67/2

Bilim ve Maneviyatın Dengesi

Tıp bilimi bize nasıl daha sağlıklı yaşanacağını, hangi tedavilerin işe yaradığını, hangi yöntemlerin güvenilir olduğunu gösterir. Ancak insanın varoluşu sadece biyolojik bir süreç değildir. Manevi boyut, ölüm karşısında insanın asıl sığınağıdır.

Bu nedenle, bilimsel tedavi yöntemleri ile birlikte insanın ruhunu besleyen değerler de önemlidir. İnsanın gerçeği hem kanıta dayalı bilimin ışığında sağlıklı yaşamak hem de ahlaki ve manevi sorumluluk bilinciyle iyi bir insan olmakla anlaşılabilir.

Tıp bilimi, insanın maddi yönünü korur; maneviyat ise onun ahlaklı ve iyi bir insan olmasını sağlar, ebedi yönünü şekillendirir. İkisi birlikte düşünüldüğünde hem dünyada hem de ahirette kurtuluş için daha bütüncül bir yol açılır.

Ölümün kaçınılmazlığı karşısında, asıl yapılması gereken şey hem bilimsel tedaviyi sürdürmek hem de hayatın anlamını belirleyen, insanı kötü bir yaşamdan, pişmanlık dolu acı bir sondan koruyacak olan inanç ve değerlerle donatmaktır.

Bizim Kelami Dede bu konuları şöyle özetlemiş

Ey gönül bakma cihana, gün gelir seyran giderDurma ağla gözlerim gel, bu kafesten can gider

Sağlığı sen bil ganimet, gönlünü ezkâre verÇağrılır kabre girersin, sonra bu meydan gider

İbn Haldun’un tespiti, tarihin en acı gerçeklerinden birini dile getirir: mağlup olanlar galipleri taklit eder. Bu taklit, çoğu zaman bilinçsiz bir hayranlıkla başlar; ama zamanla kendi değerlerini unutmaya, kendi kimliğini kaybetmeye dönüşür. Biz, yaklaşık 250 yıldır yenilmiş bir medeniyetin çocukları olarak, güçlü olanın kültürünü, siyasetini, hatta ahlakını örnek almayı bir ilerleme zannettik. Oysa bu, kendi köklerimizden kopuşun en açık göstergesidir.

İbn Haldun’un kavramlaştırdığı asabiyet, bir topluluğun kendi değerlerine, kimliğine ve ortak bilincine sahip çıkmasıdır. Medeniyetin yeniden dirilişi, ancak bu asabiyetin yeniden inşasıyla mümkündür. Taklit, geçici bir güç yanılsaması verir; ama gerçek güç, kendi değerlerini bilmek ve onları yaşatmaktan doğar. Asabiyet, bir milletin yeniden ayağa kalkmasının ruhudur.

Demokrasi ve Değerler

Demokrasi, çoğunluğun iradesine dayanır. Ancak çoğunluğun tercihi, her zaman hakikati temsil etmez. Eğer çoğunluk hırsızlığı meşru görürse, hırsızlık suç olmaktan çıkar mı? İşte burada değerler devreye girer.

Yasalar, çoğunluğun oyuyla değişebilir; ama hakikat, çoğunluğun keyfine göre şekillenmez. Değerlerini kaybetmiş bir toplum, demokrasiyi de yozlaştırır. Çünkü........

© Habername