BIRAKAMAYACAĞINI SANDIĞIN ŞEYLER
Bir Ekonomik ve Varoluşsal Muhasebe
Dağlar yerinde duruyor.
Denizler kabuğunu aşmıyor.
Şehirler boşluğa düşmüyor.
Dünya kendi merkezi enerjisiyle tutuyor üzerindekileri. İç çekim kaybolsa, sistem dağılır.
Yeryüzü sadece yer çekimiyle ayakta durmaz. Bir de vicdanın görünmez çekimi vardır.
Bu dünya sekiz milyar insanın dünyası.
Ama isimler değişse de arzu değişmez:
İnsan sahip olmak ister.
Sahip olduğumuzu düşündüğümüz şeyler bizi sakinleştirir. "Benim" dediğimiz her şey, kalıcılık hissini büyütür. Sonra korku başlar.
Sahiplik arttıkça huzur artmaz.
Kaybetme korkusu artar.
Çünkü içten içe biliriz:
Bırakacağız. Ama yaşarken buna uygun yaşamayız.
Sahiplik ile geçicilik aynı kalpte uzun süre barınmaz. Biri büyürse diğeri küçülür.
İşte asıl çürüme burada başlar.
Sorun bilmemek değil.
Sorun bu bilgiyi hayatın merkezine yerleştirememek.
Ramazan tam burada devreye girer.
Namaz, zamanın askıya alınmasıdır.
Oruç, arzunun askıya alınmasıdır.
Zekât, sahipliğin askıya alınmasıdır.
Üçü birlikte insanı merkezden indirir.
Merkezi boşaltan insan, başkasına yer açar. Çünkü insan sahip değildir.
Sahip olduğunu sandığı şeyle imtihandadır. Emanetçidir.
Zekât vermek bir lütuf değildir.
Geri vermektir. Elimizde olanın bir kısmı bize ait değildir zaten. Bizden geçmektedir. Malın da bir yönü vardır.
Sadece yukarı doğru birikmez.
Aşağı doğru akmalıdır. Akmazsa ağırlaşır. Akmadığında çürür.
Ağırlaşırsa kalbi de taşlaştırır.
Fitre, bayrama eksik giren birini tamamlama iradesidir.
Sadaka, takvime bağlı olmayan merhamettir.
İnfak, fazlayı değil, içten kopanı paylaşmaktır.
Merhametin Saati Durmaz
Saat dilimleri değişir ama merhametin saati durmaz. Bir yerde verilen fitre, başka bir yerde bir sofraya eklenir.
Bir yerde yapılan infak, başka bir yerde bir annenin yüzüne sükûnet olur. Bir coğrafyada iftar edilirken, başka bir coğrafyada sahur başlar. Bir yerde bayram yaklaşırken, başka bir yerde yardım kolileri yola çıkar.
Dünya finansla küreselleşti. Ramazan merhametle küreselleşir.
Açlığın dini yoktur. Yoksulluğun mezhebi yoktur. Yetimliğin pasaportu yoktur.
Bir sofraya oturacak insanın inancını sormak, sofranın ruhunu eksiltir.
Merhamet kimlik sormaz.
Ama bu bilinç en çok kendini Müslüman diyenleri bağlar.
Çünkü oruç sadece açlığı öğretmez.
Başkasının açlığını hissetmeyi öğretir.
Ve hisseden insan, görmezden gelemez.
Barış, savaşın olmaması değildir yalnızca. Barış, insanın insanı gözetmesidir. Hakkın korunmasıdır.
Güvenin çoğalmasıdır.
Eğer güçlü paylaşmazsa,
tok gözetmezse, bilen öğretmezse,
kıran onarmazsa, dünya sadece döner.
Ama yeryüzü ağırlaşır. Vicdan azaldıkça yer çekimi artar.
Bırakmayı öğrenmeden yaşamak insanı dünyaya bağlar. Bırakmayı bilerek yaşamak insanı özgürleştirir.
Ramazan bunun eğitimidir. Oruç bunun egzersizidir. Zekât bunun pratiğidir.
Dünya dönmeye devam edecek.
Biz, dönerken kim olacağız?
