menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KALB VE İDRAK-4

3 0
previous day

Kalbin çeşitli mertebelerinden, bu mertebelerden her birinin nitelik ve hükümlerinden bahseden mutasavvıflar böyle bir ayırım yaparken âyet ve hadislerden esinlenmişlerdir. Kur’ân’da bazı kalblerin imanlı, nurlu, bazılarının ise katı ve mühürlü olduğundan bahsedilmektedir. Bir hadiste müminin kalbi pürüzsüz, kâfirin kalbi ters dönmüş, münafıkın kalbi kilitli olarak nitelenmiş, bazı kalblerin de kapalı olduğu belirtilmiştir (Müsned, III, 172; Ebû Tâlib el-Mekkî, I, 233). Müminlerin kalblerinin ihlâs, amel, ibadet ve yeteneklerine göre farklı mertebelerde olduğunu söyleyen mutasavvıflar bunlara atvâr-ı dil veya atvâr-ı seb‘a adını vermişlerdir. Bunlardan sırasıyla sadr İslâm, kalb iman mahallidir, akletme kalbin işlevidir; şegaf (dış kalb zarı) sevgi ve şefkat mahalli (Yûsuf- 30), fuâd temaşa, habbetü’l-kalb ilâhî aşk, süveydâ, gaybı mükâşefe, ilm-i ledün ve ilâhî sırların mahallidir; mühcetü’l-kalb ise (kalbin derunu) ilâhî sıfatların nurlarının tecelli ettiği yerdir (Necmeddîn-i Dâye, s. 110; Ebü’l-Bekā, s. 280). Ferîdüddin Attâr Manṭıḳu’ṭ-ṭayr’da bu yedi tavrı yedi vadi olarak tasvir etmiştir. Melâmet ehli bu tavırları nefis, kalb, sır, ruh şeklinde sıralamıştır.

Nakşibendiyye’de ise letâif-i hamse denilen bu tavırlar kalb, ruh, sır, hafî, ahfâ olarak sıralanmaktadır.

Mutasavvıflar kalbin yedi tavrını bedenin yedi organına benzetmişler ve bedenin yedi organ üzerine secde etmesi gibi kalbin de bu yedi tavrın her biri üzerinde secde ettiğini söylemişlerdir (Gazzâlî, İḥyâʾ, III, 7). Sehl b. Abdullah et-Tüsterî’ye göre bu secde sürekli ve ebedîdir (Hakîm et-Tirmizî, Ḫatmü’l-evliyâʾ, s. 270; İbnü’l-Arabî, el-Fütûḥâtü’l-Mekkiyye, I, 101). Bazı mutasavvıflar Kur’ân’da geçen kandil, lamba, fânus, yağ (mişkât, misbâh, zücâce, şecere, bk. en-Nûr- 35) gibi kelimeleri de kalbin çeşitli tavırları olarak yorumlamışlardır (Gazzâlî, Mişkâtü’l-envâr, s. 12; Molla Sadrâ, Tefsîr-i Âyet-i Mübâreke-i Nûr, Tahran 1362 hş./1403).

Tasavvufta bilginin kaynağı kalbdir. Ancak kalb aklın karşıtı değildir; bir yere kadar akılla iç içedir. Akletme kalbin bir işlevidir, düşünceyi üreten aklın kaynağı kalbdir. Metafizik konularda kalbin aklı aştığını söyleyen sûfîler bu konularda kalbin sezgisini esas almışlardır. Onlara göre sözlükte “bağlamak” anlamına gelen aklın faaliyet alanı dar ve sınırlı, buna karşılık kalb âlemi çok daha geniştir (İbnü’l-Arabî, el-Fütûḥâtü’l-Mekkiyye, II, 155, 394; IV, 25; a.mlf., Fuṣûṣ, s. 128). Âşıkane tasavvuf edebiyatının temel konusu kalbdir. (Süleyman Uludağ-İslam ansiklopedisi-kalb)

Kalb konusundaki bu deruni izahatlerden sonra aslında kalb nedir hususunda teknik bir analiz yapmak yerinde olacaktır diye düşünüyorum ve aklımdaki soruları sorarak cevaplar bulmaya çalışıyorum

Yukarıdaki metinden süzdüğüm ve tahlillerimizde bize ışık tutacak temel koordinatları şu şekilde netleştirdim:

1. Terminolojik Katmanlar (Kalbin Anatomisi)

Yukarıdaki açıklamamızda kalbin tek bir yapı değil, iç içe geçmiş bir fonksiyonlar bütünü olduğu gördük:

• Sadr (Göğüs): İslam'ın giriş kapısı, feyzin ilk uğrağı ve vesvese ile mücadelenin alanı.

• Kalb: İmanın mahalli ve sürekli değişken ("inkılap" eden) merkez.

• Fuâd (Yürek): Görme ve hissetmenin (temaşanın) zirve noktası, sorumluluğun merkezi.

• Lüb (Öz): Akıl ve hikmetin saf hali.

• Süveydâ ve Ahfâ: İlahi sırların ve ledünni ilmin en derin odacıkları.


© Habername