Akciğerdeki Suya Bakmayanlar

Yüzeyselliğin konforu, insanlığın en eski ve en bulaşıcı sığınağıdır. Neredeyse hepimizin içinde biraz Hobbit var. Bunu söylerken kimseyi kırmak istemem; sonuçta Hobbitler neşelidir, sofraları bereketlidir, çatışmadan kaçınırlar ve en önemlisi, çevrelerindeki dünyanın derinlerine inmek gibi bir huyları yoktur. Onlar için en ideal olan şey; kısa, kestirme ve vicdanı rahatlatan cevaplardır. Bir olay yaşanır, üstü kapatılır, basit bir sebebe bağlanır ve çay saatine geçilir.

İşte tam da bu yüzden, hayatın karmaşık acılarını, sistemin çıkmazlarını ve insan ruhunun derinlerinde yaşanan o sessiz fırtınaları “abartı”, “kapris” ya da “geçici bir heves” diyerek geçiştirmek, katıksız bir Hobbiton yargılamasıdır.

Akciğerdeki Suya Bakmayanlar

Tim Burton’ın Sleepy Hollow (Hayalet Süvari) filmindeki o meşhur sahneyi hatırlayın: Nehirde ölü bulunan bir adamın ardından kasabanın ileri gelenleri toplanır ve mahkemede hızla karara varırlar: “Boğularak ölmüştür.” İçlerinden kimse cesedin akciğerlerinde su olup olmadığına bakmaz. Başında gizli bir darbe izi var mı, bedenine önceden zehir enjekte edilmiş mi sorgulamaz. Çünkü “boğulma”, arkasında soru işareti bırakmayan, herkesin vicdanını rahatlatıp dosyayı rafa kaldırmasını sağlayan en zahmetsiz açıklamadır. Oysa o adam vurulmuş, zehirlenmiş ve nehre sadece bir süs gibi bırakılmış olabilir.

Hayattaki pek çok kriz ve insani mesele de ne yazık ki tam olarak bu mantıkla yürür. İş yerinde tükenmişlik yaşayan bir çalışana bakıldığında sistem hemen teşhisi koyar: “İşini........

© Haberler