Statü Tartışmaları ve Çözüm* |
Ülkemiz, son haftalarda siyasetin en hassas ve kronikleşmiş meselelerinden biri olan İmralı ve Çözüm Süreci tartışmalarının yeniden merkezine oturduğu bir süreçten geçiyor.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı *Sayın Devlet Bahçeli’* nin ezber bozan “statü” çıkışı ve hemen ardından basına sızan İmralı tutanakları, meselenin artık yalnızca bir asayiş sorunu olmadığını; aynı zamanda hukuki reform ihtiyacını da bir kez daha ortaya koyuyor.
Süreci tetikleyen ilk hamle, MHP lideri Sayın Bahçeli’nin, terörün sona erdirilmesi adına Abdullah Öcalan için bir “statü açığı” varsa bunun ele alınması gerektiğini ifade etmesi oldu.
Bu öneri, devletin üst kademelerinde sorunun *Siyasallaşma Koordinatörlüğü* benzeri yapılarla çözülebileceğine dair bir irade beyanı olarak algılandı.
Diplomatik manevralar sürerken, 12 Mayıs itibarıyla kamuoyuna yansıyan İmralı sızıntıları, sürecin sanıldığından daha gerilimli ilerlediğini gösterdi.
Öcalan’ın, yasal zemin oluşmadığı gerekçesiyle “oyalanıyoruz” siteminde bulunması ve “son denemem” vurgusu yapması; devlet–İmralı–örgüt üçgenindeki güven krizini açık biçimde gözler önüne serdi.
Bu düğümün çözülmesi ve toplumsal bütünlüğün korunarak ilerlemesi için çözüm arayışları kapalı kapılar ardındaki pazarlıklardan çıkarılmalı; TBMM çatısı altında tüm siyasi partilerin katılımıyla şeffaf bir zemine taşınmalıdır.
Barış süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü gibi yapıların denetimi ile yasal çerçevesi de yine Meclis tarafından belirlenmelidir.
Bir örgütün tamamen tasfiyesi ve silahsızlanmanın gerçekleşmesi için net bir takvim ortaya konulmalı; bu süreci denetleyecek........