Dindarlık Algısı Çöktü Mü: Toplumun Vicdanındaki Büyük Kırılma
Türkiye’de uzun yıllardır hüküm süren "dindar insan iyidir" yargısı, günümüzde yerini derin şüphe ve hayal kırıklığına bırakmış durumda. İnancın, kişisel ve siyasi çıkarlar için kalkan olarak kullanılması, toplumun geniş kesimlerinde dindarlığa karşı ciddi direnç oluşturdu.
Ahlakın dinden bağımsız değer olduğu gerçeğiyle yüzleşen kitleler, artık kutsal söylemlerin arkasına saklanan eylemleri sorguluyor.
Bir zamanlar toplumun en güvenilir limanı olarak görülen dindarlık, son yıllarda yaşanan skandallar ve siyasi istismarlar neticesinde ağır itibar kaybına uğradı. İnsanlar, dindarlığın artık iyi insan olmakla eşdeğer görülmediğini, aksine dini söylemlerin kötülükleri örtbas etmek için kullanıldığını bizzat gözlemlenirken, toplumda "dindar kötüdür" gibi radikal algının filizlenmesine yol açarken, inancın samimiyeti yerini buz gibi güvensizliğe bıraktı.
Dini değerlerin siyasi ikbal ve kişisel zenginleşme aracı haline getirilmesi, erozyonun en temel sebebidir. Geçmişin saf dindarlık algısı, bugünün "din tüccarlığı" karşısında yenik düşmüştür. Toplum, artık kimin neye inandığına değil, ne yaptığına ve nasıl yaşadığına bakıyor. İnanç, erdem göstergesi olmaktan çıkıp, sorgulanması gereken kimlik haline dönüşen kırılma, Türkiye’nin sosyal dokusunda kalıcı izler bırakmaya devam ediyor.
İyi insan olmanın yegâne kriterinin dindarlık olduğu iddiası, ahlak ve vicdan gibi evrensel değerlerin karşısında hızla eriyor. İnançsız bireyin son derece ahlaklı olabileceği gerçeği, toplumun kolektif bilincinde yer edinmeye başladı. Japonya örneğinde olduğu gibi, düzen ve dürüstlüğün dinden bağımsız kültür haline gelebilmesi, ahlakın ilahi referansa ihtiyaç duymadan var olabileceğini kanıtlıyor.
Ancak ahlak yoksunu dindarın (dinidar) yarattığı tahribat, inançsız ama vicdanlı bireyin topluma........
