Adalet Saraylarında Mülksüzleştirme ve Ahlaki Çöküş |
Hukukun üstünlüğü ilkesi, mülkiyet hakkını korumak yerine güçlülerin iştahını kabartan mekanizmaya dönüştüğünde, toplumsal güven kökünden sarsılmaya başlar. Bir milyonluk mülkün üç yüz bine el değiştirmesi, sadece ekonomik kayıp değil, aynı zamanda bireyin onuruna ve devletin adaletine vurulan çok ağır darbedir.
Fırsatçılık kültürü, adliye koridorlarını birer emlak ofisi havasına büründürürken, başkasının mağduriyetini başarı hikayesi gibi pazarlayan medyatik figürler vicdanları yaralıyor. İcra ilanlarını indirim kataloğu gibi takip eden zihniyet, toplumsal dayanışma ruhunu yok ederek bireyciliği ve ahlaki çürümeyi en uç noktaya kadar taşımayı başarıyor.
Peki, başkasının acısından beslenen refah arayışı, ahlaki çöküşün göstergesi değil de nedir? Adalet mekanizması, borçlunun haklarını gözetmek yerine mülkiyet transferini hızlandıran dişli haline geldiğinde, toplumun temel direkleri çatırdamaya mahkum kalır ve yardımlaşma kültürümüzü zehirleyen karanlık sürecin göstergesidir.
Sistemin işleyişindeki şeffaflık sorunları ve havada uçuşan rüşvet iddiaları, sürecin sadece ekonomik değil, derin ahlaki kriz içinde olduğunu kanıtlıyor. Borçluya malını gerçek değerinde satma........