menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mahkûmlar Cumhuriyeti

18 12
17.02.2026

Dalmışım… Çayırlar ve ırmakların üstünde uçarken bir anda kendimi uzun bir koridorun içinde buldum; sağ tarafımda kapılar, sol tarafımda ufak mazgallar vardı. Bir kapı hafif aralıktı ve içeride ranzalar, ranzalarda uyuyan insanlar vardı…

Zamansız bir mekânda idim…

Buraya ne zaman geldiğimi tam hatırlamıyorum. Çoğumuz hatırlamıyoruz zaten. Sanki bir sabah uyandık ve kapılar açık olduğu hâlde çıkamadığımız bir yere ait olduğumuzu öğrendik. Kimse bize “suçlusunuz” demedi. Ama herkes borçlu olduğumuzu söyledi.

Borç, burada en yaygın suçtu.

Cumhuriyetimizin adı yoktu başta. Sonra bir gün gazeteler geldi. Manşetlerde yazıyordu; “En Özgür Cezaevi.” O gün anladım ki artık buranın bir adı vardı. Biz de adını koyduk; “Mahkûmlar Cumhuriyeti.”

Gardiyanlarımız üniforma giymezdi. Kravat takarlardı. Bazen televizyona çıkar, gülümseyerek disiplinin önemini anlatırlardı. İçlerinden biri, sesi tok ve sakindi, düzenin herkes için olduğunu söylerdi. Ona bakarken kimse kilit sesini duymazdı. Oysa her konuşmasında bir kapı daha kapanırdı.

Burada kurallar sabit değildir. Haftada bir değişir. Bazen sabah başka, akşam başka olur. İlk geldiğim günlerde buna şaşırırdım. Şimdi alıştım. Alışmak burada hayatta kalmanın ilk şartıdır.

Koğuşumuz geniştir. Herkes kendi yatağında özgürdür(!) Yatağın dışına çıktığında ise sıraya girer. Sıra burada bir ibadet gibidir. Ekmeğin sırası, işin sırası, affın sırası, adaletin sırası… En uzun sıra umudundur. O sıra hiç bitmez.

Yan ranzada yatan Tahir, burada olmamızın bir hikmeti olduğunu söyler. “Disiplin iyidir,” der. “Düzen olmazsa kargaşa olur.” Ona göre gardiyanlar aslında bizi korumaktadır. Kimden koruduklarını sorduğumda susar. Sonra televizyonu açar. Televizyonda hep aynı cümle vardır: “Bu düzen sizin........

© Habererk