Siyasi İklim ve Mansur Yavaş…
Son dönemlerde siyasete dair olup bitenleri, demokrasiye özgü referanslarla açıklamak mümkün değil. Gerçek şu ki psikolojik harp tekniğinin her tonunu yansıtan otokratik bir rejim var ortada.
Modern otokratlar, öncelikle demokratik kurumları paralize ederek işlevsizleştirirler. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, demokrasiden otoriterliğe geçişin konforlu bir taşıtıydı aslında.
Maliyetsiz ve sessiz bir ihtilal!
Farklı bir açıdan bakılırsa önümüzdeki seçimler, rejimin rengini de belirleyecek bir referandum olarak önem taşıyacak.
Demokrasi mi? Seçimli otokrasi mi?
İktidar ve türevleri, uzun bir hükümdarlık döneminden sonra bir seçim kaybetmenin ne anlama geldiğinin farkındalar. Bu nedenle, İstanbul’da uygulanan hukuk tarifelerinin Ankara’da da pratiğe geçirilmesini varoluşsal bir neden olarak görmekteler.
Bu amaçla, AKP ve MHP’nin mutfağında pişirilen ekşi yemeğin, etkili hukuk odacıklarına servis edilmesi anlaşılır bir durum.
Evet… Bütün otoriter düzenler, bir noktada kendi yarattığı paradoksa/fasit daireye esir olurlar.
Türkiye gibi demokratik kültürün hala nefes aldığı ülkelerde, otoriter düzenin sürdürülebilirliği zamanla imkansızlaşır. Gün gelir, tek adam rejiminin yarattığı anaforda, memnuniyetsizler kitlesi artık taşınamaz bir yük halini alır.
Siyasal iklimde böylesine bir gidiş var.
Mansur Yavaş nerede duruyor?
“İmamoğlu’nun durumu belli oluncaya kadar, CB adaylığı konusundaki düşüncelerimi askıya alıyorum”
Bu net açıklamadan sonra, konu kapandı Mansur Bey için.
Gerçekten de toplumsal talepler ve beklentilere bakılırsa, CB adaylığı konusu Mansur Yavaş’ın kişisel varlığının çok ötesine geçmiş durumda. Açıkçası halk, Mansur Yavaş’ın CB adaylığını satın almış durumda.
Anadolu’nun vicdanı ve irfanı olarak görülen Mansur Bey, sadece muhalefetin değil, önemli bir kısım iktidar seçmeninin de gözdesi. Bütün anketlerde uzlaşılan tek bir konu var: CB adayı olarak Mansur Yavaş’ın açık ara önde olduğu.
Her türlü dezenformasyonu barındıran sistematik operasyonların asıl amacı; bir nevi yıpratma ve yılgınlık stratejisi.
Aslında Mansur Yavaş’ın CB adaylığından alıkonulmasının, zaman, zemin ve hukuk açısından hiçbir pratiği olmadığı ortada. Ve fakat kör göze parmak olursa… Öyle ki adaletin sürekli örselenmesiyle kabaran toplumsal vicdanın/tepkinin, iktidara nasıl bir siyasi maliyet yükleyeceği ortada. Biz bu duruma, daha önce İBB seçimlerinde şahit olduk…
Bu net gerçeği, iktidarın görmüyor olması da mümkün değil.
“Ben yetkiyi Türk Milletinden aldım. Ne makam ne de güç! Bizim dayanağımız milletin vicdanıdır” demekte Mansur Yavaş.
Son cümlemiz yine Mansur Bey’den olsun.
“Gün ola, harman ola…”
