Ana hedef: Üniter Devlet |
Bürokrasi ile Öcalan arasında varılan gizli mutabakatın lansman kısmının Devlet Bahçeli’ye yaptırılması rasyonel bir stratejiydi aslında.
Milli direncin, itirazsız bir şekilde paralize edilmesi açısından!
Tarih 21 Ekim 2024. Öcalan’ı meclise davetle hareketlenen siyaset, yaklaşık beş ay sonra kurucu önderin(!) manifestosuyla yeni bir patikaya girmiş oldu. Özetlersek, Lozan Antlaşmasıyla birlikte, Kürtler için bir asimilasyon ve inkâr politikasının başladığı, PKK isyanının bu nedene dayandığı, bu noktadan sonra demokratik entegrasyonun sağlanması durumunda terör sorununun da aşılacağı ifade ediyordu.
Kısacası hedefteki ana unsur; üniter ve milli devletti!
Ve sonuçta bir tiyatral silah yakma ritüeliyle başladı her şey…
Var olduğu iddia edilen devle aklı, özü itibarıyla Öcalan’ın paradigmalarına boyun eğmiş miydi? Bilinmez. Sonuçta yasal hiçbir dayanağı olmasa da 5 Ağustos 2025’de mecliste bir komisyon kuruldu.
Çok istekliydi Numan!
Toplantılar, görüşmeler vs. Ve nihayet geçtiğimiz günlerde ilgili komisyon ortak raporunu tamamlayıp, meclis başkanlığına sundu. Güya bu rapor mecliste yapılması planlanan yasal düzenlemeler için bir referans niteliğindeydi.
PKK silah bıraktı mı?
Bize söylenen… İstihbarat birimleri, PKK ve türevlerinin silah bıraktığını teyit ettikten sonra, mecliste de gerekli yasal düzenlemelere başlanılacağıydı. Fakat görünüşe göre iki tarafın da çok acelesi olmalı ki bu konudaki sözler askıya alınarak, nisan ayı içinde çalışmalara başlanılacağı söylendi.
PKK’nın silah bırakmadığı/bırakmayacağı herkes tarafından biliniyordu ve fakat… Bir yalan dünyasının esiriydi memleket!
Komisyoncular, üniter ve milli devleti ne kadar tıraşlar ne kadar aşındırabilir? Bunu tam olarak bilmiyoruz.
Seçimlere yaklaşık 18 ay var. Mecliste 360 sayısına ulaşılarak Erdoğan’ın yeniden CB adaylığı için iktidarın DEM Partisine ihtiyacı var.
Temel bir kabul olarak, bu sürecin sahibinin halk değil, meclis olduğu ortada. Dolayısıyla Erdoğan, Öcalan merkezli bir çözüm sürecinin siyasal maliyetini de hesap etmiyor olamaz.
İktidarın yaşadığı bu paradoksu aşması mümkün değil. Muhtemel ki iktidar seçimlere kadar oldukça komplike oyalama taktikleriyle suya sabuna dokunmayan birkaç yasa değişikliğiyle durumu idare etmek zorunda.
Bahçeli Öcalan’ın statüsüne işaret ederken, Öcalan’ın Kürtlerin statüsünden bahsetmesi hayli ilginç. Aslında varılmak istenen hedef demokratik entegrasyon denilen tuzak. Daha da açıkçası konfederalizm. Ancak, bu merhale için Türk Milleti tarafından kırmızı çizgi sayılan anayasanın bazı maddelerinin ortadan kaldırılması gerekiyor. Mevcut konjonktürde bu pek olası görünmüyor. Zira referandumda kabul görmesi mümkün olmayan bir değişikliğin meclise sunulması, siyasetin doğal akışına aykırı.
İYİ Parti süreç boyunca, üniter ve milli devletin zarar görmemesi için büyük bir mücadele içinde. Komisyon kardeşliğinde olduğu gibi, CHP’nin bundan sonra da meclis çalışmalarında da iktidarın yanında konumlanması muhalefet açısından büyük bir talihsizlik olur.
Otokratik rejimlerde siyasetçiler, üstlenmekten kaçındıkları tercihlerini “devlet aklı” paranteziyle sunarlar. Umarız bu akıl “kardeşlik projesi” başlığı altında, terörün ürettiği siyasi taleplerin meşrulaştırılmasına fırsat vermez.
Çünkü tarih affetmez!