Kameralar Var Ama Gerçek Net Mi?

Adli vaka incelemeleri ve ceza yargılamasında kamera kayıtları artık en güçlü maddi deliller arasında kabul ediliyor. Ancak “görüntü var” demek, gerçeğin teknik olarak ortaya konulabildiği anlamına gelmiyor. Özellikle düşük çözünürlüklü, yüksek sıkıştırmalı ve yetersiz konumlandırılmış kamera sistemleri; olayın varlığını gösterebilse de olayın nasıl gerçekleştiğini ortaya koymakta çoğu zaman yetersiz kalıyor. Bu durum yalnızca görüntü analizini değil, görüntüye dayalı çalışan diğer bilim dallarını da doğrudan etkiliyor.

Adli görüntü inceleme; yalnızca video izlemekten ibaret değildir. Perspektif analizi, piksel yoğunluğu hesaplaması, ışık-gölge değerlendirmesi, kare senkronizasyonu, iz yönü analizi, zaman-mesafe hesaplamaları ve nöropatik hareket analizi gibi teknik süreçleri içerir.

Ancak bu tekniklerin sağlıklı uygulanabilmesi için temel şart nettir: yeterli görüntü kalitesi.

Düşük çözünürlüklü (örneğin 2 MP) sistemlerde:

Yüz bölgesine düşen piksel sayısı kimliklendirme için yetersiz kalır.

Fren lambası yanma süresi gibi kritik detaylar seçilemeyebilir.

Far parlaması ve sıkıştırma artefaktları gerçek veriyi maskeler.

Temas noktaları ve sürtme yönü net ayırt edilemez.

Bu durumda adli görüntü işleme yazılımları (örneğin profesyonel video analiz programları veya yapay zekâ tabanlı netleştirme araçları) yalnızca yardımcı olabilir; var olmayan detayı üretemez. Çünkü adli prensip şudur: iyileştirme yapılabilir, ancak yeni veri oluşturulamaz.

Görüntü kalitesi yalnızca görsel analizle sınırlı değildir. Aynı görüntü üzerinden:

Momentum fiziği hesaplamaları yapılır,

Diferansiyel matematikle hız ve ivme analiz edilir,

Çarpışma açısı belirlenir,

Adli psikoloji kapsamında görüş açısı ve algı sınırları değerlendirilir.

Adli nöroloji kapsamında beden hareketlerinin yapısı ve özellikleri değerlendirilir

Ancak piksel yetersizse mesafe ölçümü sağlıklı yapılamaz; mesafe hatalıysa hız hesabı da hatalı olur. Hız hesabı hatalıysa momentum hesabı tartışmalı hale gelir. Böylece teknik zincirin ilk halkası zayıfsa, tüm disiplinlerarası analiz etkilenir.

Yüksek çözünürlüklü (örneğin 8 MP ve üzeri) sistemlerde ise:

Daha yüksek piksel yoğunluğu sayesinde morfolojik karşılaştırma yapılabilir,

Işık dengesi ve dinamik aralık sayesinde gece analizleri daha güvenilir olur,

Zoom sonrası detay kaybı minimuma iner,

Fizik hesaplamaları için referans noktaları daha net belirlenir.

Dolayısıyla görüntü kalitesi yalnızca bir teknik tercih değil, adli bilimin temel girdisidir.

Adli görüntü inceleme; bilişim, fizik, matematik, psikoloji ve nöroloji gibi birçok bilim dalının kesişiminde yer alır. Ancak bu disiplinlerin tamamı tek bir veriye dayanır: görüntünün teknik yeterliliği.

Yetersiz çözünürlük; kimliklendirme tespitini zayıflatır. Zayıf piksel yoğunluğu; mesafe ve hız hesaplarını tartışmalı hale getirir. Aşırı sıkıştırma; temas analizini belirsizleştirir.

Sonuçta sorun teknik görünür; ancak etkisi hukuki olur.

Kamera zorunluluğu tek başına güvenlik sağlamaz. Standartları belirlenmiş, yeterli çözünürlüğe ve doğru kurulum kriterlerine sahip sistemler gerekir. Çünkü adalet yalnızca kanunla değil, teknik doğrulukla tecelli eder ve görüntü kalitesi, bugün birçok davada diğer tüm adli bilimlerin dayandığı temel zemindir.

Günümüzde her ne kadar mobese benzeri devlet sistemlerinde yeterliliğe yakın görüntü kalitesi bulunsa da, banka, kargo gibi özel kuruluşlarda kurulum maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle yetersiz kamera sistemleri bulunmakta olup, bu konuda yasal zemin oluşturulması ile güncelleme yaptırılarak çözüme kavuşturulmasının adli yargıda yaratacağı etki çok değerli okurlarımızın takdirindedir.

                                                                         

Yüksek Adli Bilimler Uzmanı


© Habererk