Görüntü İncelemelerinde Teknik Yetersizliklerin Yargı Kararlarına Etkisi

 (Kameralar Var Ama Gerçek Yok!..)

Adaletin en güçlü dayanağı delildir. Delilin en güçlü hali ise olayın bizzat kendisini gösteren, tartışmaya mahal bırakmayan birinci derece delillerdir. Bugün bu delillerin başında kamera kayıtları geliyor. Ancak ne yazık ki, dosyalara giren kamera görüntülerinin büyük bir bölümü gerçeği göstermekten uzak.

Adli dosyalarda sıkça karşılaşılan manzara şudur: Olay var, kamera var ama görüntü yok. Yüz seçilmiyor, hareketler ayırt edilemiyor, görüntü bulanık, karanlık ya da açı tamamen yanlış. Sonuç ise çoğu zaman aynı: Takipsizlik ya da beraat. Çözülemeyen her vaka ise toplumun adalet duygusunu sarsmakta.

Teknoloji çağında yaşıyoruz deniliyor. Evet, cep telefonlarımızla sinema kalitesinde video çekebiliyoruz. Ama iş bir adli vakaya gelince, yıllar öncesinin kalitesiz, düşük çözünürlüklü kameraları hâlâ kullanılmaya devam ediliyor. Bunun bedelini ise adalet ödüyor.

Görüntü incelemesi yapan bilirkişiler için bu kayıtlar çoğu zaman sadece “izlenmiş ama değerlendirilememiş” delil niteliği taşıyor. Görüntüyü iyileştirmek hukuken sorunlu, olduğu gibi kullanmak ise teknik olarak yetersiz. İşte tam bu noktada yargı kilitleniyor.

Sorun teknik ama sonucu hukuki. Sorun basit ama etkisi büyük. Çünkü yeterli kalitede görüntü yoksa maddi gerçeğe ulaşmak da mümkün olmuyor. Bu da toplumda “suç işlendi ama cezasız kaldı” algısını besliyor.

Artık şunu kabul etmeliyiz: Kamera zorunluluğu yetmez, kamera standardı gerekir. İş yerlerinde, kamuya açık alanlarda kullanılan görüntü sistemleri belirli asgari teknik kriterlere bağlanmalıdır. Aksi halde kameralar sadece duvarda asılı birer aksesuar olmaktan öteye geçemez.

Adalet için yalnızca kanun değil, net görüntü de gerekir.

Toplumda Adalete Güven ilkesi hepimizin ortak arzusudur.


© Habererk