Turan: Hayal Diyenlere Gerçekler

Bu ülkede bir garip akıl tutulması var.

Büyük düşünene “hayalperest”,

milletinin geleceğini konuşana “ırkçı” diyen bir zihniyet türedi.

“Turan” dediğiniz anda dudak büküyorlar.

Türk dünyasından bahsettiğinizde alaycı bir tebessümle konuyu kapatıyorlar.

Oysa anlamadıkları şey şu:

Bu mesele ne hamaset meselesidir,

Bu mesele doğrudan doğruya devlet aklı meselesidir.

“Güneş batmayan imparatorluk” diye anılan Birleşik Krallık,

kendisine ne dilce ne dince ne de kültürce benzeyen coğrafyaları

tek tek sistemine bağladı.

Dilini dünyaya kabul ettirdi.

Eğitim sistemini evrensel hale getirdi.

Ekonomisini sınırların ötesine taşıdı.

Bugün İngilizce konuşan bir insan,

sadece bir dil öğrenmiş olmaz;

aynı zamanda bir sistemin içine girmiş olur.

Peki biz ne yapıyoruz?

Aynı soydan geldiğimiz,

aynı tarihin çocukları olduğumuz,

aynı kültürün mirasçılarıyla

hâlâ “mesafeli diplomasi” oynuyoruz.

Birbirimizi tanımadan,

büyük devlet olacağımızı zannediyoruz.

Türk dünyasının önündeki en büyük engel

ne Amerika’dır, ne Rusya’dır, ne Çin’dir…

kendi içimizdeki küçük düşünme hastalığıdır.

Çünkü biz hâlâ meseleye sloganla yaklaşıyoruz.

Strateji üretmek yerine hamaset üretiyoruz.

Plan yapmak yerine konuşuyoruz.

• Ekonomik entegrasyon olmadan birlik olmaz.

• Ortak eğitim dili olmadan medeniyet kurulmaz.

• Teknoloji üretmeden bağımsızlık sağlanmaz.

Bunları yapmadan “Turan” demek,

laf kalabalığından öteye geçmez.

Ama şunu da herkes bilsin:

Turan fikri birilerinin küçümsediği gibi boş bir hayal değildir.

Tam tersine, geciktirildikçe bedeli büyüyen bir zorunluluktur.

Çünkü bu coğrafyada ya birlikte güçlü olursunuz…

ya da tek tek zayıf düşersiniz.

Tarih bunun sayısız örneğiyle dolu.

Ve artık kimse kendini kandırmasın:

Turan’ı hayal diye küçümseyenler,

yarın başkalarının kurduğu düzenin içinde figüran olmayı kabullenmiş olanlardır.


© Habererk