İstanbul Siyasetinde Sorumluluk ve Denge

Siyaseti sadece tarafgirlik üzerinden okumayı tercih edenler olabilir. Ancak bizler için mesele; doğruyu doğru yerde söyleyebilmek, yanlışı ise kırmadan ama net bir dille ifade edebilmektir. Çünkü siyaset, körü körüne bağlılık değil; akıl, vicdan ve sorumluluk işidir.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin İstanbul’da yeni atanan il yönetimini bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Her ne olursa olsun; memleketimizin faydasına, ülkemizin menfaatine ve inandığımız değerlerin korunmasına hizmet eden her adımın yanında durmak, bunu da açıkça ifade etmek gerekir. Aynı şekilde, geçmiş hatıralarımızın ve birlikte yürüdüğümüz yolların da hakkını teslim etmek bir vefa meselesidir.

Yeni il yönetimini bu anlayışla tebrik ediyorum. Yönetimde yer alan isimlerin önemli bir kısmı, tecrübeli, sahayı bilen ve insan ilişkileri güçlü kişilerden oluşuyor. Bu da siyasetin en temel gerçeğini bir kez daha hatırlatıyor: Siyasetin ana sermayesi insandır. İnsanla temas kuramayan, sahaya inmeyen, sadece masa başında siyaset yapan hiçbir yapı kalıcı olamaz.

Geçmişte aynı il yönetiminde birlikte görev yaptığımız Volkan Yılmaz ile de bu sahayı birlikte tecrübe ettik. O dönem İstanbul’un önemli ilçelerinden biri olan Silivri’ye sık sık giderdik. Bu ziyaretlerde, dönemin il başkanı İhsan Barutçu ile birlikte teşkilat çalışmalarını yerinde gözlemler, özellikle Ramazan aylarında kurulan iftar çadırlarında vatandaşla birebir temasın ne kadar kıymetli olduğunu görürdük.

Silivri, sadece bir ilçe değil; teşkilatçılığın sahada nasıl karşılık bulduğunu gösteren önemli bir örnekti. Bugün geldiğimiz noktada Volkan Yılmaz’ın belediye başkanlığı süreciyle birlikte daha da olgunlaştığını, temsil kabiliyetini geliştirdiğini ve siyasette kendine yakışan bir çizgi oluşturduğunu görmek sevindiricidir.

Yeni il yönetim listesine baktığımızda da benzer bir anlayışın hâkim olduğunu söylemek mümkün. Tecrübe ile dinamizmin bir araya geldiği, sahayı bilen isimlerin görev aldığı bir yapı dikkat çekiyor. Bu da İstanbul gibi bir şehir için önemli bir avantajdır.

Çünkü İstanbul sıradan bir şehir değildir. İstanbul; Türkiye’nin özeti, vitrini ve aynı zamanda yön tayin eden merkezidir. Ancak burada özellikle altını çizmek gerekir ki İstanbul siyaseti asla sadece yerel bir siyaset olarak görülmemelidir. İstanbul’u yalnızca İstanbul’da yaşayanlar takip etmez. Türkiye’nin tamamı, hatta dünya ve Türk dünyası İstanbul’u izler, değerlendirir ve örnek alır.

Bu şehirde atılan her adım, söylenen her söz; sadece bir ilçeyi ya da bir teşkilatı değil, çok daha geniş bir coğrafyayı etkiler. İstanbul’da bir siyasetçi, bir gazeteci, bir sporcu, bir sanatçı… Kısacası toplumun önünde olan herkes aslında sadece yerel değil, küresel bir vitrindedir. Bu gerçeklik, hepimize ayrı bir sorumluluk yüklemektedir.

O yüzden İstanbul’da görev yapan herkesin; yöneticisinden siyasetçisine, gazetecisinden sanatçısına kadar örnek davranışlar sergilemesi bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü burada sergilenen her tavır, Türkiye’nin ve Türk dünyasının algısını doğrudan etkilemektedir.

Bu tabloyu sadece bir parti üzerinden okumak da doğru olmaz. Aynı şekilde İYİ Parti İstanbul teşkilatında da son dönemde ciddi bir hareketlilik gözlemlenmektedir. İl Başkanı Yücel Coşkun ve ekibinin sahaya hızlı bir şekilde inmesi, teşkilat motivasyonunu artıran çalışmalar yapması dikkat çekmektedir.

Burada asıl mesele şudur: Türkiye artık gerilim siyasetinden yorulmuştur. İnsanlar sürekli tartışma üreten, kutuplaştıran bir dil değil; birleştiren, çözüm üreten ve güven veren bir siyaset anlayışı görmek istemektedir.

Geçmişte bunun sayısız örneğini gördük. Bir il başkanının mahalle mahalle gezerek vatandaşın derdini dinlemesi, bir belediye başkanının sokakta insanlarla kurduğu samimi bağ… Bunlar küçük gibi görünen ama siyasetin yönünü değiştiren büyük adımlardır.

Bugün İstanbul’da ihtiyaç duyulan şey de tam olarak budur: Kutuplaştırmadan konuşan, Eleştirirken kırmayan, Doğruya “doğru” diyebilen bir siyaset dili…

Bizim görevimiz de budur. Kimden gelirse gelsin doğruyu alkışlamak, yanlışı ise nezaketle ama kararlılıkla eleştirmek…

Çünkü İstanbul hepimizin.

Ve İstanbul’da ortaya konacak siyasi üslup, yarının Türkiye’sinin de belirleyicisi olacaktır.

Bugünkü yazımda CHP ile ilgili de yorum yapmadan geçemeyeceğim. Zira İstanbul İl Başkanlığı, siyaset yapan bir kurumdan ziyade; sadece yolsuzluk iddialarıyla tutuklanmış olan Ekrem İmamoğlu dışında hiçbir meseleyle ilgilenmeyen, halkın sorunlarından kopan, adeta bir avukatlık bürosu gibi çalışan bir yapıya dönüşmüştür. CHP için bu tablo hiç iyi bir görüntü arz etmemektedir.


© Habererk