İran’ın Hataları, Batı’nın Hukuksuzluğu ve İslam Dünyasının Sessizliği
Ortadoğu bir kez daha ateş çemberinde.
Füzeler konuşuyor, diplomasi susuyor, insanlık ise yine sınıfta kalıyor.
İran’a yönelik saldırılar üzerinden yürüyen tartışmalarda, iki temel gerçeği aynı anda görmek zorundayız.
Birincisi: İran’ın yıllardır yaptığı hatalar.
İkincisi: Bu hataların hiçbirinin, İsrail ve ABD’nin hukuksuz saldırılarına gerekçe olamayacağı gerçeği.
İran’ın Mezhep Politikası: En Büyük Yanlışı
İran, uzun yıllardır dış politikasını büyük ölçüde mezhep ekseninde yürüttü.
Bu tercih, sadece bölgeyi değil, bizzat İran’ı da yalnızlaştırdı.
Suriye’de, rejimi ayakta tutmak adına mezhep temelli milis yapılarını destekledi.
Irak’ta, devlet otoritesini zayıflatan ve toplumsal fay hatlarını derinleştiren yapılanmaların içinde yer aldı.
Yemen’de, Husiler üzerinden yürütülen vekâlet savaşı, bölgeyi daha da istikrarsızlaştırdı.
Lübnan’da, Hizbullah üzerinden kurulan denge, ülkeyi sürekli kriz halinde tuttu.
Bu tablo şunu açıkça gösteriyor:
İran, “İslam birliği” söylemi ile hareket etmedi; aksine mezhep merkezli bir strateji ile kendi etki alanını genişletmeye çalıştı.
Bu da hem Arap dünyasında hem de Türk dünyasında ciddi bir güvensizlik oluşturdu.
Ama Bu, Bombalamayı Meşru Kılmaz
Ancak burada çok kritik bir çizgiyi çekmek zorundayız.
İran yanlış yaptı diye;
ABD’nin ve İsrail’in bir ülkeyi defalarca bombalaması,
sivilleri hedef alan saldırılar gerçekleştirmesi,
uluslararası hukuku hiçe sayması asla kabul edilemez.
Devletler arası ilişkilerde bir ilke vardır:
Hiçbir yanlış, başka bir yanlışı meşru hale getirmez.
Bugün yapılan şey açıkça şudur:
“Güçlüyüm, vururum, hesap vermem.”
Bu anlayış, sadece İran için değil,
yarın aynı kaderi yaşayabilecek tüm ülkeler için tehlikelidir.
Asıl Soru: İslam Dünyası Nerede?
Belki de en acı tablo burada karşımıza çıkıyor.
Kendisine “İslam ülkesi” diyen onlarca devlet;
ne İran’ın yanlışlarına karşı ilkesel bir duruş sergileyebiliyor,
ne de Batı’nın açık saldırganlığına karşı ortak bir tavır koyabiliyor.
Körfez ülkeleri başta olmak üzere birçok yönetim,
ya sessiz kalıyor ya da dolaylı şekilde Batı’nın yanında pozisyon alıyor.
Oysa mesele mezhep değil,
mesele egemenliktir, insan hayatıdır, adalettir.
Bugün susanlar, yarın konuşacak zemin bulamayacaktır.
Sonuç: İlkesizlik Kaybettirir
Bu coğrafyada en büyük sorun güç dengesi değil, ilke eksikliğidir.
İran mezhepçilik yaparak hata yaptı.
Ama Batı, hukuku hiçe sayarak daha büyük bir hata yapıyor.
İslam dünyası ise susarak en ağır hatayı işliyor.
Bizim duruşumuz nettir:
Yanlışa yanlış deriz, kim yaparsa yapsın
Ama zulme de karşı çıkarız, kimden gelirse gelsin
Çünkü adalet, taraf seçmekle değil, doğru yerde durmakla mümkündür.
