İhanetin Estetiği ve Sabrın Sonu

​Bugün önünüzde duran bu fotoğraf, sadece iki karenin birleşimi değil; bir devletin hafızasına, bir milletin vicdanına ve adaletin terazisine vurulmuş ağır bir darbenin belgesidir. ​Sol tarafa bakın: Sur hendeklerinde, 65 vatan evladının şehit düştüğü o karanlık günlerde, Türk güvenlik güçlerine karşı terör örgütü saflarında çatışan, elinde kelepçelerle adalet önünde duran bir figür. ​Sağ tarafa bakın: Aynı isim, Remziye Tosun. Bu kez üzerinde "Gazi Meclis"in kürsüsü, arkasında Türk Bayrağı. Dün kurşun sıktığı devletin çatısı altında, bugün o devletin imkanlarıyla "vekil" sıfatı taşıyor. ​Dünyanın hangi demokratik ülkesinde, devletin varlığına kastetmiş, güvenliğini tehdit etmiş bir şahıs, o devletin kalbi sayılan meclise "başarı ödülü" gibi sokulabilir? Hangi millet, kendi evlatlarını şehit edenlerle aynı çatı altında temsil edilmeyi hazmedebilir? Bir ulus, hainleri cezalandırmak yerine onları meclis kürsüsüyle ödüllendiriyorsa, orada "ihanet" artık istisna değil, normalleşmiş bir acı haline gelmiş demektir. ​Peki, neden "Türkiye’yi Türkler yönetmeli" diyoruz? İşte tam da bu yüzden! Bu toprakların ekmeğini yiyip, suyunu içip, sonra da o toprağın koruyucusuna silah çekenlerin "siyaset" adı altında aklandığı bir düzen, liyakatin ve sadakatin bittiği yerdir. Kendi kurucu değerlerine, Atatürk’e her gün söven meczupların el üstünde tutulduğu; daha dün kaybettiğimiz, ömrünü Türk tarihine adamış İlber Ortaylı gibi bir dünya devine bile "havlayanların" korunduğu bir iklimde, milli şuurdan bahsetmek imkansızlaşır. ​Bir ülke düşünün ki; tarihçisine saldırana sessiz kalınsın, kurucu atasına küfreden kollansın, askeriyle çatışan vekil yapılsın. Bu tablo, sadece siyasi bir tercih değil, topyekün bir kimlik erozyonudur. ​Türk milleti sabırlıdır, vakurdur. Ancak bu sabır, ihanetin ödüllendirilmesini izlemek için değil, günü geldiğinde o hesabı sandıkta ve vicdanlarda sormak içindir. Sabır taşı çatlamak üzere. Çünkü bir milletin onuru, hainlerin kürsüye çıkmasıyla değil, adaletin yerini bulmasıyla korunur. ​Son sözü elbet Türk milleti söyleyecektir. Ama o güne kadar sormaya devam edeceğiz: Bu ihanet daha ne kadar ödüllendirilecek?


© Habererk