menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ankara’nın Onur Sınavı: İran’ın Direnişi, Atatürk’ün Modeli ve Türk Milliyetçisinin İradesi

221 0
09.04.2026

Bugün Ortadoğu’da kartlar yeniden karılırken, İran’ın uluslararası arenada sergilediği 10 maddelik ilkeler silsilesi, aslında tüm bölge devletleri için bir "bağımsızlık aynası" niteliğindedir. Sefa Yürükel’in de vurguladığı gibi, İran’ın emperyalizme attığı bu tokat; sadece bir askeri güç gösterisi değil, bir stratejik omurga duruşudur. Ancak biz Türkler için asıl mesele, bu duruşa gıpta etmekten ziyade, elimizdeki gerçek "Kurtuluş Reçetesi"ne neden bu kadar yabancılaştığımızı sorgulamaktır.

​Emperyalizmin Tarım ve Ekonomi Zincirini Kırmak

​İran bugün kendi tohumunu, kendi ilacını ve kendi füzesini üreterek ayakta kalabiliyorsa; Türkiye’nin bu yoldaki pusulası bellidir: Atatürk’ün Karma Ekonomi Modeli. Emperyalizmin bize "modernleşme" adı altında dayattığı ithalata dayalı tüketim ekonomisi ve tarımı bitiren programlar derhal terk edilmelidir. Kendi köylüsünü efendi yapamayan, gıda güvenliğini yabancı şirketlerin patentli tohumlarına hapseden bir ülkenin "tam bağımsız" olması mümkün değildir. Çözüm; devletin stratejik alanlarda lokomotif olduğu, üretimin ise her şeyin üzerinde tutulduğu o köklü modele, yani Cumhuriyet’in kuruluş kodlarına dönmektir.

​"Önce Ülkem" Diyenlerin Vakti Gelmiştir

​Bu köklü değişimin gerçekleşmesi için gereken tek şey, yıllardır ötelenmiş ama mücadelesinden zerre taviz vermemiş olan Türk milliyetçilerinin ülke yönetiminde irade sahibi olmasıdır.

​Bugün Türkiye; söylemde "Osmanlı", eylemde "Batı’nın garnizonu" çelişkisinden kurtulmak zorundadır. Yaklaşan seçimler sadece bir sandık yarışı değil; Washington’ın, Londra’nın ve Tel Aviv’in çıkarlarına göre değil, Ankara’nın milli menfaatlerine göre hareket edecek bir iradenin göreve gelme mücadelesidir. Hassasiyeti sadece vatanın birliği ve milletin refahı olan bu kadrolar, Türkiye’yi "taşeron devlet" konumundan çıkarıp "lider devlet" onuruna kavuşturacak yegane güçtür.

​Ankara Merkezli Bir Jeopolitik ve Türk Dünyası

​Eğer Türkiye, dış politikasının merkezine Brüksel veya Washington’ı değil, bizzat Ankara’yı koyarsa;

​Irak ve Suriye, emperyalistlerin oyun sahası olmaktan çıkar, bölgesel barışın parçası olur.

​Tebriz’den Kaşgar’a uzanan Türk dünyasıyla olan bağımız, sadece nostaljik bir kardeşlik söylemi değil; gerçekçi, samimi ve sarsılmaz bir ekonomik-askeri blok halini alır.

​Mavi Vatan’dan Gök Vatan’a kadar her karışımızda, başkalarının iznine tabi olmayan mutlak bir hakimiyet kurulur.

​Sonuç: Bir Başkaldırı ve Yeniden İnşa

​İran’ın bugün ambargolar altında sergilediği o stratejik inadı takdir ediyoruz; ancak biz daha iyisini, daha köklüsünü yapmış bir milletin evlatlarıyız. Türk milleti, kendi özüne dönerek; emperyalizmin tarım, ekonomi ve siyaset zincirlerini parçalamalıdır.

​Türk milliyetçilerinin iktidarında, Atatürk’ün üretim modeliyle donanmış bir Türkiye; İsrail ile ticaret rekorları kıran değil, masaya yumruğunu vurup adaleti tesis eden taraf olacaktır. Teşekkürler İran; bize "hayır" diyebilmenin onurunu hatırlattığın için. Ve selam olsun Türk milletine; bu onuru yeniden kuşanıp Ankara merkezli bir dünyayı inşa edeceği o güne...


© Habererk