Türkiye - İsrail Savaşmayacak mı?
Stratejik Gerilim ve Diplomasinin İnce Çizgisi: ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın Açıklamaları Üzerine Kapsamlı Tarihsel ve Eleştirel Bir Değerlendirme
Diplomatik İyimserlikten Stratejik Gerçeğe
ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın Bahreyn'de, 21. IISS Manama Diyaloğu'nda (1 Kasım 2025) dile getirdiği "Türkiye ve İsrail birbiriyle savaşmayacak" şeklindeki beyanatı, yüzeysel bir diplomatik iyimserlik sunarken, arka planda kanaatimizce uzun süredir mücadele edilen ve ABD'nin politikalarıyla doğrudan kesişen köklü jeopolitik endişeleri ve derin stratejik kanaatleri göz ardı etme eğilimindedir. Barrack'ın sözleri, Washington'ın bölgedeki arzu ettiği istikrar modelini yansıtırken, kanaatimizce mevcut güvenlik paradigmasını şekillendiren tarihsel ve güncel acı gerçekleri perdelemektedir.
Büyükelçi, Türkiye'nin Gazze'deki ateşkes sürecindeki kritik rolünü, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Hamas ile ilişkisini kullanarak sağladığı ikna kabiliyetini öne sürerek takdir etmiştir. Bu kabul, Türkiye'nin bölgesel kriz yönetimindeki vazgeçilmezliğini teyit ederken, ABD'nin Orta Doğu’da istikrar arayışında Türk diplomasisinin etkinliğine duyulan ihtiyacı gözler önüne sermektedir. "Türkiye olmasa Gazze'de ateşkes olmazdı" tespiti, kanaatimizce, Batı’nın dışladığı aktörlerle dahi iletişim kanallarını açık tutma kapasitesinin stratejik bir değer taşıdığı şeklinde değerlendirilmektedir. Ancak bu taktiksel övgü, ABD'nin Türkiye'nin ulusal güvenliğine yönelik politikalarıyla oluşan devasa güven bunalımını ortadan kaldırmaktan uzaktır. Türkiye'nin yürüttüğü bağımsız dış politika, Batı başkentlerinde takdir edilse de, aynı zamanda "eksen kayması" iddiaları üzerinden sistematik bir baskı ve yıpratma kampanyasına maruz kalmaktadır.
Büyükelçi Barrack, konuşmasına başlarken Orta Doğu'nun muazzam ekonomik ve kaynak potansiyelini vurgulamış, bölgenin mevcut jeopolitik karmaşasının bu potansiyelle tezat oluşturduğunu belirtmiştir. Bu veriler, Barrack'ın savunduğu "top down (yukarıdan dayatılan)" çözümler yerine "ground up (yerelden başlayan)" çözümleri destekleme stratejisinin ekonomik temelini oluşturmaktadır.
"Orta Doğu'nun 9 trilyon ABD Doları tutarında yatırım yapılabilir sermayesi var; her gün 20 milyon varil petrol Hürmüz Boğazı'ndan çıkıyor; bunun 11 milyonunu Çin satın alıyor. Dünyadaki tüm kaynakların yüzde 30'una sahipsiniz. Dünyadaki tüm sermayenin yüzde 20'sine sahipsiniz ve biz hala kabileler ve bayraklar için savaşıyoruz. Bu çok saçma."
Bu çerçevede, Barrack'ın ABD Başkanı'nın bölgeye yaklaşımını aktarışı, Ankara'daki stratejik kanaatleri derinden etkilemektedir:
"Bu Başkan bakıyor ve diyor ki, 'Ben sahaya asker göndermeyeceğim.' Bu işin olması için ABD sermayesini yatırmayacağım. Yapacağım şey, cesur bir eylemin lideri olmak. Bir momentum yaratacağız. Refahı güçlendireceğiz ve bu sorunları yukarıdan dayatmak yerine yerelden başlayarak çözeceğiz."
Kanaatimizce, ABD Başkanı'nın "Sahaya asker göndermeyeceğim" ve "ABD sermayesi yatırmayacağım" vurgusu, Suriye ve Irak'ta izlenen vekil güçler (YPG/SDG/PKK uzantıları) üzerinden ve minimal maliyetle maksimum etki elde etme stratejisinin açık bir itirafıdır. ABD, kendi askeri riskini en aza indirirken, terör örgütlerini araçsallaştırarak bölgesel haritayı kendi çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn etme yolunu seçmiştir. Refah ve momentum söylemleri, bu jeopolitik mühendisliğin diplomatik örtüsü olarak değerlendirilmektedir. Barrack'ın bahsettiği Suriye'deki Caesar yaptırımlarının kaldırılması ve reformlar, bu yeni, ABD sermayesi gerektirmeyen "yerelden başlama" modelinin bir parçasıdır.
Barrack’ın "savaşmayacaklar" ve "ticaret anlaşması yakında" şeklindeki pragmatik beklentileri, Türkiye'deki karar vericilerin zihninde yer eden uzun vadeli stratejik kanaatler ve endişelerle çarpışmaktadır:
Türkiye’deki en yaygın ve derin stratejik kanaatlerden biri, ABD’nin ve İsrail’in bölgesel stratejisinin nihai hedefinin Türkiye'yi kuşatmak, etkisiz hale getirmek, iç ve dış dibalikler vasıtasıyla önce güç kaybına ve krizlere sürüklemek, ardından iç ayaklanma veya federasyon çözümlerine zorlamak ve nihayetinde zorla ülkeye getirtilmiş yabancı kitleleri de kullanarak ülkeyi yıkmak ve/veya parçalamak olduğu yönünde kuvvetli bir kanaat bulunmaktadır. Bu büyük stratejinin en somut ve görünür aracı ise, ABD’nin özellikle Suriye'de YPG/SDG’ye verdiği kapsamlı destek üzerinden, İran, Irak, Suriye ve Türkiye’den topraklar alarak İsrail’in kuzey sınırlarında 1000 km’lik yapay ve suni bir tampon devlet oluşturma yönündeki uzun vadeli bir stratejiye sahip olduğu iddiasıdır.
Bu kanaat, sadece PKK’nın varlığı ve uzantılarına verilen destekle sınırlı kalmayıp, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne yönelik yapısal bir tehdit algısını güçlendirmektedir. ABD'nin YPG/SDG'ye askeri eğitim, gelişmiş silah ve zırhlı araçlar dahil olmak üzere doğrudan destek sağlaması ve bu grupları kara gücü olarak kullanması, kanaatimizce en büyük güvenlik endişesi olarak değerlendirilmektedir. Özellikle son 5 yılda Pentagon bütçesinden "DEAŞ'la Mücadele" fonları adı altında PKK/YPG'ye yüzlerce milyon dolarlık askeri destek aktarılması ve ABD'li üst düzey askeri ve diplomatik yetkililerin YPG/SDG bayrağı önünde verdikleri pozlar ve Türkiye'nin terör örgütü olarak gördüğü gruplar için kullandıkları "ortak" veya "müttefik" gibi ifadeler içeren basın açıklamaları, kanaatimizce Washington’a olan güveni sistematik olarak aşındırmaktadır.
Bu güvensizlik ortamını pekiştiren en önemli unsurlar, ABD'li komutanların ve yöneticilerin terör örgütü liderleriyle gerçekleştirdiği, basına yansıyan somut görüşmelerdir:
ABD'li Komutanların Ziyaretleri ve Fotoğrafları: ABD'nin CENTCOM (Merkez Kuvvetler Komutanlığı) komutanları, DEAŞ ile mücadele bahanesiyle defalarca Suriye'deki YPG/SDG kontrolündeki bölgeleri ziyaret etmişlerdir. Bu ziyaretlerde, Türk yargısının kırmızı bültenle aradığı PKK/YPG elebaşlarıyla bir araya gelmiş ve örgütün bayrağı altında pozlar vermişlerdir. Bu durum, Türkiye'nin terörle mücadelesinin ABD tarafından kasıtlı olarak görmezden gelindiğini göstermektedir.
Mazlum Abdi ile Görüşmeler ve Vize Tartışmaları: YPG/SDG'nin sözde komutanı Mazlum Abdi (Gerçek adı Ferhat Abdi Şahin), ABD'li senatörler ve diplomatlar tarafından düzenli olarak muhatap alınmıştır. Hatta bazı ABD'li siyasetçiler, Abdi'ye ABD'ye giriş vizesi verilmesi için lobi faaliyetleri yürütmüşlerdir.
Tom Barrack'ın Çelişen Açıklamaları (Temmuz-Eylül 2025): Büyükelçi Barrack, bir konuşmasında "SDG dediğiniz, YPG'dir. YPG, PKK'nın........
