Suça Karışmamış pkklı-Suça Karışmamış AKP'li
Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasi ve hukuki tarihi; adaletin evrensel ilkelerinin, anlık iktidar çıkarlarına ve konjonktürel rüzgarlara kurban edildiği ağır ibret vesikalarıyla doludur. 1960 darbesini gerçekleştirenlerin kendi hukuklarını dayatmasından, 1980 askeri ihtilalinin adalet mekanizmasını tamamen askıya alan uygulamalarına kadar her dönemin egemenleri, hukuku kendi siyasi emellerine göre eğip bükmüştür.
Yakın tarihimizde ise "Ne istediler de vermedik" denilerek devletin en mahrem kurumlarına, kılcal damarlarına, yargısına ve ordusuna yerleştirilen FETÖ mensuplarının bu ülkeye nasıl bir ihanet hançeri sapladığı hafızalarda taptaze durmaktadır. O dönem yapılan uyarıları kulak ardı edenler, ülkeyi 15 Temmuz hain darbe girişiminin eşiğine getirmiştir.
Bugün ise tam 50 yıldır bu devletin askerine, polisine, korucusuna, öğretmenine, kundaktaki bebeğine kurşun sıkan, bombalar patlatan dünyanın en kanlı terör yapısı üzerinden, hukuk literatürünü tamamen katleden, akıllara ziyan yeni bir kavram topluma zerk edilmeye çalışılmaktadır:
"Suça karışmamış pkklı."
Eğer bir terör örgütünün organik ve hiyerarşik yapısına dahil olmak gibi mutlak, net ve tartışmasız bir suç, günübirlik siyasi pazarlıklar, gizli ajandalar ve sözde çözüm süreçleri uğruna "gri alanlar" yaratılarak meşrulaştırılmaya çalışılıyorsa, bu durum devlet aklının ve adalet duygusunun tamamen çöküşü anlamına gelir.
Hukukun bu şekilde çiğnendiği bir iklimde, yarın devran döndüğünde ve bugün bu gayrihukuki süreçleri yürütenler, bu kararlara imza atanlar yargılandığında, toplumun önüne aynı mantık silsilesiyle şu sorunun getirilmesi kaçınılmazdır:
O gün geldiğinde, bugünleri savunanlar için de "Suça karışmamış AKP'liler" ifadesini mi kullanacağız?
Bu sorunun cevabı, adaletin evrensel terazisinde nettir: Terörist teröristtir, suça ortak olan da suçludur; bunun aması, fakatı, lakini veya "suça karışmamış"ı asla olamaz.
TCK 314 ve Terörle Mücadele Kanunu'nun Net Hükümleri
Hukuk, dönemsel iktidarların elinde istedikleri gibi şekillendirebilecekleri bir oyun hamuru ya da her yöne çekilebilecek bir lastik değildir. Türk hukuk sistemi, terör örgütü üyeliğini ve terör suçlusunu hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde tanımlamıştır. Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 314. maddesi son derece açıktır: Silahlı bir terör örgütüne bilerek ve isteyerek dahil olmak, onun hiyerarşik yapısına girmek, emir-komuta zinciri içerisinde yer almak zaten başlı başına en ağır terör suçudur. Bunun yanına 3713 Sayılı "Terörle Mücadele Kanunu"nun ilgili maddelerini koyduğumuzda tablo daha da netleşmektedir. Kanunun 1. maddesinde "terör suçu" tarif edildikten sonra, 2. maddesinde "terör suçlusu" şu şekilde açıkça tanımlanmıştır: "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur."
Yani herhangi bir terör örgütünün mensubu, yasalarda belirtilen silahlı eylemleri bizzat gerçekleştirmemiş olsa bile, sırf o örgütün organik bir parçası olması, onun kimliğini taşıması hasebiyle "terör suçlusudur".
Kanunlarımızda "dağa çıktı ama sadece yürüyüş yaptı", "mevzide bekledi ama tetiğe basmadı", "sırtında katırlarla mühimmat, roketatar, keleş, mayın taşıdı ama pusu kurmadı" ya da "yıllarca kuryelik yaptı ama silah sıkmadı" şeklinde bir muafiyet, bir........
