We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Armut Üstüne 40 Türkü

1 1 46
25.09.2021

Bir önceki yazımızda bütün faaliyetlerin ekonomik sorunun çözümü olarak görünen yabancı parayı elde edebilme etrafında dolaştığını ifade etmiştik. Oysa ekonomideki yapısal sorunları çözseniz ne türkü çağırmak zorunda kalacaksınız, ne de ben akıllıyım bu işleri hallederim diyen adamların peşine düşmek zorunda kalacaksınız. Onlar da ülkenin itibarını kendi itibarları gibi göstererek kerameti kendinden menkul sahte kahramanlar gibi caka satıp gezemeyecek. Bu günlerde bir armut türküsü daha dinliyoruz, hatta hali hazırda çalmaya da devam ediyor.

Bunu biraz açmak gerekecek.

Ekonomik yönetimin ne olduğunu basitçe açıklamamız gerekirse ülkenin ihtiyacı ile insanların taleplerini eşleştirme mahareti gösterecek beklentilerin yönetilmesidir diye cevap vermemiz mümkündür. İşte bu yüzden, davranışsal iktisat yaklaşımının oyun teorisine kıyasla daha açıklayıcı olduğunu düşünüyorum. Ancak, hem davranışsal iktisadın, hem oyun teorisinin çeşitli modelleri ile kurulan algoritmaların temel kabullerinden biri olan görünmez elin 2008 küresel finansal krizden sonra hiçbir işe yaramadığı görüldükten sonra, neo liberal yaklaşımlar yerle bir olmuştur. Krizden çıkış için atılan adımlarda siyasal iktisadın ekonomik faaliyetlerin hepsinin üstünde olduğu görülmüştür. Tüm bunlar olurken yıllar evvel okuduğum Chrysler Otomobil Şirketinin efsanevi genel müdürü Lee Iacocca’nın otobiyografisinde “Japonların canı cehenneme” sözlerini yeniden duyar gibi oldum, bu söz şimdi “ben batıyorum, aman devlet yetiş” diye söyleniyor. 2008 krizinde başlangıçtaki birkaç bankanın tasfiye olmasından sonra (bankaların batmasına Amerikan devletinin borç yükümlülüklerden kurtulması için özellikle göz yumulmuştur diye düşünüyorum) baktılar ki ölçekler büyüdükçe krizin sosyal tahrip ediciliği artmakta ve ekonomik dengenin tekrar yakalanması zorlaşmaktadır. Yani ekonomik geri dönüş süresi belirsizleşmektedir.

29 krizinden de alınan dersle ilk şok atlatıldıktan sonra devlet Hızır gibi yetişerek nerede ise hiçbir şirketin batmasına izin vermedi. Halbuki liberal ekonomik görüşlere göre şirketlerin iflas etmesi verimsiz işletmeleri tasfiye ederek ekonomiyi temizler, devlet müdahale etmemelidir, piyasa ekonomisinin işleyişine izin verilmelidir yaklaşımı her şeyin üstünde görülüyordu. Bu görüş anında terk edildi. Hiçbir teorisyen ya da entelektüel ya da iş adamı devlet kenarda dursun diyemedi. Neden? Çünkü ekonomik krizin negatif sosyal dışsallığı o kadar yüksekti ki kimse bu dışsallığı göze alamadı. Devlet ise, bu negatif sosyal dışsallığı önlemek üzere yüksek enflasyon riskine rağmen emisyon pedalına basarak yalnızca Amerika’da 4 trilyon Dolardan fazla para bastı. Kim istiyorsa al sana para. Hatta, o dönem Amerikan Merkez Bankası Başkanı Bernanke’nin bir önerisi de paraları çuvallara doldurup helikopterle yukarıdan insanların üstüne boca edelim dediği için lakabı Helikopter Ben olarak kalmıştır. Bu durumda ekonomi yönetiminin başarısı bollaşan paranın enflasyona sebep olmadan piyasadan geri çekilmesi olacaktır ki bu da faizler yükseltilmeden başarılmıştır.

Bizim armut hikayemize dönersek, ekonomi yönetimimiz örnek aldığı ülkelerdeki gelişmeleri göz önünde bulundurarak beklentilerin yönetilmesinden beklentilerin oluşturulması aşamasına geçtiler. Ancak, beklenti oluşturmak için görünmez ele gerek olmadığının şöyle böyle görülmesi ile kaba saba bir yaklaşımla otonom bir model geliştiremeyen ekonomi yönetimi başta Merkez Bankası olmak üzere her kurumu yozlaştırdı. Buna tek adama dayanan bir devlet yapısı oluşturmak üzere anayasa yapılması da yol açmıştır. Her şeyi belirleme iddia ve yetkisindeki baş ekonomistin para politikası tercihlerini belirlemek ve uygulamak için nerede ise elindeki tek araç olan faiz belirleme keyfiyetini de Merkez Bankasının elinden alarak tamamen kendine bağlı, nedenlerini ve beklentilerini yalnızca kendinin bildiği uygulamalara başlamış oldu. Oysa, eğer görünmez el işlemiyorsa sık sık duvara toslamamak için açık anlaşılabilir, öngörülebilir, uygulanabilir ve sürdürülebilir planlama olmalıydı. Oysa, ortada bırakın planı senaryonun bile olmadığı görünüyor.

Merkez Bankası........

© Habererk


Get it on Google Play