Sıra Türkiye’de mi? |
BOP uygulamaya koyulduğundan beri Türkiye’de şöyle bir algı var: Önce sırasıyla Suriye, Irak ve İran bölünecek. Bu ülkelerden sonra sıra Türkiye’ye gelecek. BOP’tan vazgeçildi ama aydınlarımız hem BOP’un devam ettiğine hem de sıranın Türkiye’ye geldiğine inanıyorlar.
Oysa BOP’a göre Suudi Arabistan sekiz, Libya üç, Lübnan dört, Pakistan beş, Afganistan üç, Irak üç, Suriye dört parçaya bölünecekti. Bunlardan hangisi oldu? Batı kendi haline bıraksa Lübnan on kere bölünürdü. Bölünmesin, olumsuz örnek olmasın diye gayret ediyorlar. BOP devam ediyor olsaydı, Barzani Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin bağımsızlığını ilan ettiğinde, en sert tepkiyi veren ülkelerden biri Amerika olur muydu?
Yemen fiilen ikiye bölündü ama bu bölünme BOP nedeniyle değil, İran’ın politikalarının sonucunda oldu. İran becerebilseydi Irak ve Lübnan’ı da bölecek, Suriye ve Gazze’de ağırlığını sürdürecekti. Zaten BOP’tan vaz geçilmesinin temel nedenlerinden biri de projenin İran’ın işine yaradığının anlaşılmasıydı.
Olan şu: İran oluşturduğu Şii hilalini korumaya çalışıyor. ABD ve İsrail bu yapılanmayı dağıtıyor. İlaveten İsrail hakimiyet tesis edebilmek ve güvenliğini sağlamlaştırmak için bölge devletlerini bölmeye, zayıflatmaya çalışıyor. Yaşananların BOP’la alakası yok.
ABD’nin Ortadoğu konusunda İsrail ile aynı fikirde olmadığını Kuzey Irak’ın bağımsızlığının ilanında, Gazze’de ve Suriye sürecinde gördük. Bugün İran’a karşı beraberler ama yakın gelecekte İran tasavvurlarının farklı olduğunu da göreceğiz.
BOP yürürlükteyken ve sonrasında ABD ile ilişkilerimiz bozukken, iktidarı değiştirmeyi ve/veya Türkiye’yi bölmeyi hedefleyen girişimlere muhatap olduk. Bunlardan ilki Gezi Parkı’dır. Gezi Parkını tezgahlayanların amacı kısa süre önce %49 oy alarak seçimleri kazanan Erdoğan’ı alaşağı etmekti.
Gösteriler artarak devam edince, Tayyip Bey Cumhurbaşkanı Gül tarafından, başbakanlığı geçici olarak bırakmaya ikna edilecek yerine Arınç gelecekti. Gaye Amerika’nın, Avrupa’nın, İsrail’in ve FETÖ’nün desteğini alan Arınç’ın kalıcı olması yani Erdoğan’ın tasfiye edilmesiydi. Başbakanlığı ele geçiren Çiller’in Demirel’e, Yılmaz’ın Özal’a galip gelmesi gibi Arınç-Gül ikilisi de Erdoğan’ı siyaseten bitireceklerdi.
İkinci girişim iki polis memurumuzun PKK tarafından evlerinde infaz edilmesiyle başladı. Çözüm süreci bitti. PKK bazı il ve ilçeleri işgal ederek özerklik ilan etti. Amaç Suriye’deki gibi bir özerk bölge oluşturmaktı. PKK halkın desteğini almayı yani isyanı kitleselleştirmeyi umuyordu. Türk ordusu isyanı bastırmak için çok kan akıtmak zorunda kalacak- Bu amaca ulaşılmasında FETÖ aynı Gezi’de olduğu gibi üzerine düşeni yapacaktı- ve bunu bahane eden ABD ve AB olaylara müdahale edeceklerdi. Güneydoğu ‘’uçuşa yasaklı bölge’’ ilan edilerek teröristler korunacaktı. Fiili özerklik zamanla anayasal özerkliğe dönüştürülecekti. Türk ordusu temkinli hareket etti, ahali PKK’nın çağrılarına uyup sokaklara dökülmedi. Dolayısıyla kitleselleşmeyen isyan bastırıldı.
Üçüncü girişim 15 Temmuz’du. Darbe başarılı olsaydı yurtdışındaki PKK’lılar kendilerine katılacak peşmergelerle beraber İran, Irak ve Suriye sınırlarımızı geçerek ülke içindeki teröristlerle birleşecekler ve kent ve ilçe merkezlerini işgal edeceklerdi. FETÖ’cü yönetim isyana müdahale etmeyecekti. Bu planın sonucunda Türkiye ikisi de ABD-İsrail çizgisinde iki zayıf devlete bölünecekti. Yeni, küçük Türkiye AB’ye alınacaktı.
Ülkemizi ele geçirmeyi hedefleyen üç girişimde boşa düşürüldü. Yani biz sıramızı savdık. Bununla birlikte Türkiye’yi zayıflatma çabaları bitmedi. 30 yıldan uzun süre F-16 üreten fabrikamızın lisansını yenilemediler. Amerika Patriyot satmayınca S-400 aldık. Bunun üzerine hem ağır yaptırımlara maruz kaldık ki bu yaptırımlar nedeniyle motor tedarik edemediğimizden Altay tankı projemiz gecikti hem de F-35 projesinden çıkarıldık.
Güneyimizde fiilen PKK-PYD devleti kuruldu. Son model silahlarla teçhiz edilen bu devletin ordusu Amerikalı subaylarca eğitildi. Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarındaki haklarımız görmezden gerildi. Türkiye’yi bypass eden nakil hattı projeleri geliştirildi. Gümrük birliği yenilenmedi. Milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yapmak zorunda bırakıldık. Yaptırımlar ekonomimizi daralttı. Velhasıl yukarıda yapılan hamlelerden birkaçını saydığım, Türkiye’nin zayıf kalmasını hedefleyen bir strateji kararlılıkla uygulandı.
Türkiye bugün itibariyle başına açılan sorunların bir kısmını çözmüş durumda. Bir kısmı henüz çözülmese de çözüm yolunda ciddi mesafe alındı. Bir kısmındaysa daha yolun başındayız.
‘’Ak Parti hiçbir zaman Batı karşıtı olmadı. Her zaman Batıyla ilişkileri geliştirmeye çalıştı. Buna rağmen Batı bunları neden yaptı?’’ derseniz Menderes’te, Demirel’de Batı karşıtı değildi. Ama ağır sanayi kurmak istemeleri, dev barajlar inşa etmeyi planlamaları ve haşhaşı yasaklamamaları gibi icraatları yüzünden tasfiye edildiler. Batı dengeli ve eşitler arası bir ilişki kurmak istemedi Türkiye’yle. Sorgusuz, sualsiz tam teslimiyet istedi. Aynı 27 Mayısçılarda, 12 Martçılarda ve 12 Eylülcülerde olduğu gibi.
Daha önce kaleme aldığımız makalelerde etraflıca ele aldığımız sebepler münasebetiyle Batı Türkiye ile ilgili stratejisini kökten değiştirmek zorunda kaldı. Bugün itibariyle Türkiye’yi bölmek, parçalamak veya zayıflatmak gibi bir hedefleri yok. Tam tersine Türkiye’yle ortaklık tesis etmek istiyorlar. Güçlenmemizi engelleyemeyeceklerinin farkındalar. Bölünme, parçalanma sendromları yaşamamız anlamsız. Aksine ekonomik problemlerimizi bir an önce çözmek şartıyla büyüyeceğiz, güçleneceğiz.
Kaldı ki Batı istese bile Türkiye’yi bölemez, parçalayamaz. ABD Irak’ı işgal etti. On binlerce asker kaybetti 2 trilyon dolardan fazla para harcadı ne oldu? Irak’ı İran’a teslim edip gitti. ABD Afganistan’ı 20 sene işgali altında tuttu ne oldu? İşgalin bittiğinin ertesi günü en büyük düşmanları Taliban Kabil’deydi. Kuzey Suriye’yi işgal ettiler, teröristlerden oluşan ordu kurdular ne oldu? İran savaşı birinci ayını doldurmak üzere. ABD-İsrail ittifakı batağa saplanmış durumda.
Irak’la, Esat’la, Taliban’la ve İran’la başa çıkamayanlar Türkiye’yi karşılarına almaya cesaret edebilirleri mi? Düşmansız kaldık demiyorum. Çünkü İsrail en büyük düşmanımız. Türkiye’ye karşı ittifaklar kuracak. Bize zarar vermek için elinden geleni yapacak. Pakistan’la geliştirdiğimiz ilişkilerden rahatsız olan Hindistan ile dost elimizi tutmamakta ısrarlı olan Yunanistan’ın, İsrail’in yakın müttefikleri olacağı gözüküyor. Yunanistan zayıf bir devlet ama AB üyesi olduğundan bize inanılmaz zararlar verebiliyor.