TBMM’nin itibarı, devletin itibarıdır. Devletin itibarı ise, milletin onurudur
Türkiye Büyük Millet Meclisi, yalnızca bir yasama organı değil; bir milletin bağımsızlık iradesinin, bedel ödeyerek kazandığı egemenliğin ve ortak aklının sembolüdür. Bu kurum, savaş meydanlarında kurulan bir devletin kalbidir. Bu yüzden Meclis’i tartışmak, eleştirmek ya da daha iyiye taşımak mümkündür; fakat onu değersizleştirmek, itibarsızlaştırmak ya da dünya kamuoyu önünde zayıf ve işlevsiz bir görüntüye mahkûm etmek hiçbir kişi ya da siyasi anlayış için meşru bir kazanç alanı değildir.
Meclis, demokratik terbiyenin üretildiği ve topluma örnek olduğu yer olmak zorundadır. Siyasi rekabetin sert olması doğaldır; ancak hakaretin, kutuplaşmanın, bağırmanın ve birbirini yok saymanın siyaset zannedildiği bir ortam, yalnızca demokrasiyi değil, toplumun ortak yaşama kültürünü de aşındırır. Çünkü toplum, siyasetçiden gördüğünü tekrar eder. Meclis’te hoşgörü yoksa sokakta da olmaz; Meclis’te saygı yoksa toplumda da azalır.
Bugün dünyanın Türkiye’ye bakışında, sadece ekonomik göstergeler ya da dış politika değil, demokrasinin işleyişi de belirleyici olmaktadır. Meclis’in tartışma kalitesi, uzlaşma kültürü ve hukuka bağlılığı; Türkiye’nin uluslararası itibarının doğrudan bir parçasıdır. Zayıf bir parlamenter görüntü, yalnızca iç siyaseti değil, ülkenin dış algısını da etkiler.
Türkiye’nin demokrasi serüveni inişli çıkışlıdır. 1961 Anayasası, geniş hak ve özgürlük alanlarıyla demokratik hafızada önemli bir yer edinmişti. Ardından gelen 12 Eylül müdahalesi ise güvenlik merkezli bir anlayışla hak ve özgürlük alanını daraltmış, devlet ile birey arasındaki mesafeyi büyütmüştür. O günden bugüne Türkiye, demokrasi ile güvenlik arasında sürekli bir denge arayışı yaşamaktadır. Ancak demokrasinin özü, korkuyla değil güvenle; yasakla değil özgürlükle; baskıyla değil katılımla güçlenir.
Demokrasiler, geri gitmemek için sürekli ilerlemek zorundadır. Çünkü yerinde sayan bir demokrasi, zamanla zayıflar. İfade özgürlüğünün daraldığı, eleştirinin tehdit sayıldığı, farklı düşüncenin düşmanlaştırıldığı bir ortamda Meclis’in gerçek anlamda temsil gücü de zedelenir. Oysa Meclis; farklı seslerin konuşabildiği, uzlaşmanın üretildiği, millet adına denetimin yapıldığı yerdir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, Meclis’in yeniden bir “örnek kurum” haline gelmesidir. Siyasi kimliği ne olursa olsun her milletvekilinin, orada yalnızca partisini değil, milleti temsil ettiğini hatırlaması gerekir. Çünkü Meclis’in itibarı, devletin itibarıdır; devletin itibarı ise milletin onurudur. Demokrasi, yalnızca sandık değildir. Demokrasi; üsluptur, nezakettir, hukuka bağlılıktır, çoğulculuktur ve en önemlisi de birbirini dinleme iradesidir. Eğer Meclis bu değerleri güçlendirirse Türkiye güçlenir. Aksi halde siyaset sertleştikçe toplum ayrışır, toplum ayrıştıkça demokrasi zayıflar.
Türkiye’nin ihtiyacı, daha az demokrasi değil; daha derin, daha olgun ve daha kapsayıcı bir demokrasidir. Ve bu yolun başlangıç noktası yine Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Çünkü orası yalnızca yasa yapılan bir yer değil; milletin kendini gördüğü aynadır. Bu aynada görünen görüntü ne kadar saygın ve güçlü olursa, Türkiye de o kadar saygın ve güçlü olacaktır.
