menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kararsız seçmenin sessiz çığlığı: Umut ile hayal kırıklığı arasında sıkışan Türkiye

5 0
yesterday

Türk siyasetinde son dönemde dikkat çeken en önemli olgulardan biri, kararsız seçmen oranındaki belirgin artıştır. Bu durum, yalnızca bir istatistiksel veri değil; aynı zamanda toplumun ruh halini, beklentilerini ve hayal kırıklıklarını yansıtan güçlü bir göstergedir. Kararsız seçmenin büyümesi, siyasetin hem iktidar hem de muhalefet kanadında ciddi bir temsil ve güven krizinin  işaretidir.. İktidar cephesine bakıldığında, seçmenin önemli bir bölümünün derin bir hayal kırıklığı içinde olduğu görülmektedir. Ekonomik daralma, hayat pahalılığı, torpil, istihdam sorunu, çifter çifter alınan yüksek seviyeden  alınan maaşlar, gelir dağılımında ki adaletsizlikler,  enflasyon, Türk Lirasın daki astronomik değer kaybi adalet sistemine yönelik eleştiriler ve kurumsal güven kaybı, bu hayal kırıklığının başlıca nedenleri arasında yer almaktadır. Ancak ilginç olan şudur: Bu hayal kırıklığı, henüz tam anlamıyla bir kopuşa dönüşmemiştir. İktidar seçmeni, eleştirilerini dile getirmesine rağmen, “düzelir” umudunu tamamen yitirmiş değildir. Bu durum, bir anlamda alışkanlık, bir anlamda da alternatifsizlik hissiyle açıklanabilir. Öte yandan muhalefet cephesi, bu memnuniyetsizlikten beklenen ölçüde fayda sağlayamamaktadır. Çünkü seçmen yalnızca mevcut iktidara tepki duymakla yetinmez; aynı zamanda güçlü, güven veren ve somut çözümler sunan bir alternatif görmek ister. Ne yazık ki muhalefet, bu beklentiyi karşılamakta zorlanmaktadır. Söylem düzeyinde kalan eleştiriler, net ve uygulanabilir politikalarla desteklenmediğinde seçmen nezdinde karşılık bulmamaktadır. Kararsız seçmenin önemli bir kısmı, mevcut iktidardan kurtulma isteği taşırken, bu değişimin hangi aktörle ve nasıl gerçekleşeceği konusunda ciddi tereddütler yaşamaktadır. Bu noktada muhalefetin sergilediği bazı tutarsız adımlar, misal,, çözüm surecine katkı sağlaması. Seçmenine rağmen tabanın sesine kulak vermemesi, seçmen de güven sorununu daha da derinleştirmektedir. Seçmenine rağmen alınan kararlar, şeffaflıktan uzak süreçler ve kamuoyunu tatmin etmeyen açıklamalar, muhalefetin kendi tabanında dahi soru işaretleri doğurmaktadır. Oysa demokrasilerde muhalefetin asli görevi açıktır: İktidarı denetlemek, yanlışlarını ortaya koymak ve topluma güçlü bir alternatif sunmak. Bu sadece eleştirmekle değil, aynı zamanda çözüm üretmekle mümkündür. Projeler, politikalar ve vizyon ortaya koymadan yapılan siyaset, seçmende karşılık bulmaz. Bugün Türkiye’de eksik olan da tam olarak budur: Güven veren bir gelecek tasavvuru. Güven veremediğin bir muhalefet srayişi. İktidarın mevcut performansı ise ciddi eleştirileri fazlasıyla hak etmektedir. Ekonomik göstergelerdeki bozulma, Türk Lirası’nın değer kaybı, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve hukuk sistemine yönelik eleştiriler, toplumun geniş kesimlerini doğrudan etkilemektedir. Buna rağmen iktidarın, bu sorunları çözmek yerine çoğu zaman iletişim stratejileriyle, algılarla yönetmeye çalışması, sorunun derinleşmesine yol açmaktadır. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir gerçek var: Seçmen davranışı yalnızca mevcut durumla değil, aynı zamanda muhalefetin sunacağı alternatifler ve bu alternatifin gücüyle şekillenir. İktidara yönelik memnuniyetsizlik tek başına değişim için yeterli değildir. Eğer muhalefet güçlü bir güven inşa edemezse, seçmen mevcut duruma razı olmayı tercih edebilir. Sonuç olarak Türkiye’de seçmen, iki duygu arasında sıkışmış durumdadır: Hayal kırıklığı ve umut. İktidara duyulan hayal kırıklığı, muhalefete duyulan güvensizlikle dengelenmektedir. Bu denklem değişmediği sürece, kararsız seçmen kitlesi büyümeye devam edecek ve siyasette belirsizlik hâkim olacaktır. Siyasetin önündeki en büyük sınav da tam olarak budur: Bu sessiz çoğunluğun sesini duyabilmek ve ona gerçek bir umut sunabilmek.


© Habererk