Bu bir sağ–sol hikâyesi değil, emperyal hesaplaşmanın Türk bedelidir |
Türkiye’de 1960’lardan itibaren yaşananlar, basit bir sağ–sol çatışması olarak okunamaz. Bu anlatı, gerçeği perdeleyen, sorumluları görünmez kılan kolaycı bir çerçevedir. Yaşanan; Soğuk Savaş koşullarında Amerikan ve Sovyet çıkarlarının Türkiye üzerinden yürüttüğü sert bir vekâlet mücadelesidir.
İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan iki kutuplu düzende Türkiye, jeopolitiği nedeniyle tercih yapma lüksü olmayan bir ülkeydi. Sovyetler Birliği için “sıcak denizlere inme” hedefinin kilidi Türkiye’ydi. Bu nedenle Marksist-Leninist ideoloji, yalnızca bir düşünce sistemi olarak değil, bir dış politika aparatı olarak Türkiye’de örgütlendi. Üniversitelerin kısa sürede ideolojik karargâhlara dönüşmesi tesadüf değildir.
1961 Anayasası’nın sağladığı geniş özgürlük alanı, demokratikleşme adına önemliydi; ancak Soğuk Savaş gerçekliği içinde bu alan, devletin denetim kapasitesini aşan ideolojik sızmalara da zemin hazırladı. 1971 Muhtırası bu nedenle, sadece askerî bir müdahale değil;........