Anadolu’nun tarihi ve bugünün sessiz tehlikesi göç
Anadolu… Tarihin en eski kavşak noktası. Hititlerden Romalılara, Bizans’tan Selçuklu’ya kadar sayısız medeniyet bu topraklarda hüküm sürdü. Ama tarih bize acı bir gerçeği defalarca gösterdi: Bu coğrafyada zayıflayan, nüfus dengesini kaybeden, kimliğini koruyamayan her millet silinip gitmiştir. Çünkü Anadolu sadece bir vatan değil, aynı zamanda bir geçiş yoludur. Ve bu yoldan geçenler, çoğu zaman sadece geçmekle kalmamış, yerleşmiş, güçlenmiş ve hâkim olmuştur. Bugün ise tarih yeniden tekerrür ediyor. Türkiye son yıllarda tarihin en büyük göç dalgalarından biriyle karşı karşıya kalmıştır. Resmi rakamlara göre milyonlarca sığınmacı ülkeye gelmiş, gayri resmi tahminler ise bu sayının çok daha yüksek olduğunu göstermektedir. Suriye’den, Afganistan’dan, Afrika’dan ve daha birçok bölgeden gelen yoğun nüfus hareketi, Anadolu’nun demografik yapısını kökten değiştirmektedir. Diğer yandan Türk toplumunun kendi iç dinamikleri zayıflamaktadır. Gençler geç evlenmekte, evlilikler hızla dağılmakta, doğurganlık oranı düşmektedir. Bir tarafta hızla artan bir göçmen nüfus, diğer tarafta yaşlanan ve azalan bir yerli nüfus… Bu tabloyu görmemek mümkün mü? Bu sadece bir göç meselesi değildir. Bu, bir demografik dönüşüm meselesidir. Ve tarih bize şunu öğretir: Demografi, kaderdir. Bugün yaşananlar plansızlık mıdır, yoksa bilinçli bir politikanın sonucu mu? Bu sorunun cevabı ne olursa olsun, gerçek değişmiyor: Anadolu’nun nüfus dengesi hızla değişiyor. Kontrolsüz göç, sadece ekonomik bir yük değildir. Aynı zamanda kültürel, sosyal ve milli bir meseledir. Bir ülke sınırlarını koruyamazsa, kimliğini de koruyamaz. Bugün gelinen noktada, “misafirlik” kavramı aşılmıştır. Kalıcı bir yerleşim ve nüfus değişimi yaşanmaktadır. Bunun adı Sessiz, silahsız bir işgal.dir. Belki tanklar yok, toplar yok… Ama sonuçları en az onlar kadar derin olabilir. Unutulmamalıdır ki bir millet, toprağını kaybetmeden de yok olabilir. Kimliğini kaybettiği gün, zaten kaybetmiştir. Bu yüzden mesele sadece siyaset değil, bir varlık meselesidir. Anadolu, tarih boyunca güçlü olanın kalabildiği bir coğrafya olmuştur. Eğer Türk milleti bu topraklarda sonsuza kadar var olmak istiyorsa, nüfusunu, kültürünü ve geleceğini korumak zorundadır. Aksi halde tarih bir kez daha hükmünü verir: Yerini koruyamayan, yerini kaybeder. Nüfusunu koruyamayan tarih semah eşinden silinir. Tarih detopraklarda hüküm sürmüş yok olmuş kavimler gibi.
