'Terörsüz Türkiye' ve eşit yurttaşlık üzerine
Bir ülkenin en temel ilkesi, vatandaşlarının hukuk karşısında eşit olmasıdır. Eşit yurttaşlık; aynı bayrağın altında yaşayan insanların, etnik kökenine, diline ya da kimliğine bakılmaksızın aynı haklara sahip olması demektir. Türkiye Cumhuriyeti’nde Kürtler de bu devletin asli vatandaşlarıdır ve hukuken diğer tüm vatandaşlarla aynı haklara sahiptir. Bu gerçek ortadayken “eşit yurttaşlık” kavramının yeniden ve özellikle bu bağlamda gündeme getirilmesi, doğal olarak ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Terörsüz Türkiye Komisyonu raporunda “eşit yurttaşlık” vurgusunun yapılması, bazı çevreler tarafından PKK’nın yıllardır dile getirdiği iddialara hukuki zemin hazırlanıyor mu sorusunu akla getirmektedir. Çünkü bir ülkede eşit yurttaşlık talebi, o ülkede vatandaş olup eşit haklara sahip olmayan bir topluluk varmış algısı yaratır. Oysa Türkiye’de vatandaşlık bağı etnik temele değil, hukuka dayanır. Kürt vatandaşların eğitimden sağlığa, siyasetten kamu hizmetine kadar erişemediği bir hak kategorisi yoktur. Sorun varsa, bu hakların uygulanmasında değil, terörün oluşturduğu güvenlik ve istismar zeminindedir.
Raporun bir diğer tartışmalı yönü ise komisyona katılan üyeler için “yasal güvence” talep edilmesidir. Milletvekillerinin zaten anayasal dokunulmazlıkları ve hukuki güvenceleri bulunmaktadır. Buna rağmen ek güvence talep edilmesi, kamuoyunda şu soruyu doğurmaktadır: Yapılan çalışmaların ileride hukuki tartışma doğurabileceği mi düşünülmektedir? Eğer alınan kararların suç teşkil etmeyeceğine inanılıyorsa, bu güvence talebinin anlamı nedir? Aksi durumda, bu durum yapılan işin doğruluğundan duyulan tereddüt olarak yorumlanır.
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmalı” şeklindeki tavsiyeler de ayrıca dikkat çekicidir. Hukuk devletinde mahkeme kararlarına uymak zaten bir tercih değil zorunluluktur. Bunun ayrıca rapora tavsiye olarak yazılması, mevcut uygulamalara dair dolaylı bir eleştiri anlamına gelir. Mahkeme kararlarının uygulanmasının tartışma konusu olduğu bir yerde adalet duygusunun zedelenmesi kaçınılmazdır.
Türk milliyetçiliği açısından mesele nettir: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, etnik kimliklerin üstünde bir hukuki ve siyasi bağdır. Bu bağı zayıflatacak, toplumu kimlik temelli ayrıştıracak her söylem dikkatle ele alınmalıdır. Terörle mücadele edilirken, terör örgütlerinin kullandığı kavramların siyasal dilde yeniden üretilmesi, toplumsal bütünlüğe zarar verebilir.
Gerçek çözüm; eşit yurttaşlığı yeniden tanımlamak değil, mevcut hukukun herkese eşit uygulanmasını sağlamak, terörün beslendiği zeminleri ortadan kaldırmak ve vatandaşlık bilincini güçlendirmektir. Türkiye’nin ihtiyacı, kimlik tartışmalarını derinleştirmek değil; ortak aidiyet, güçlü hukuk ve milli birlik zeminini tahkim etmektir.
