Noldu AHBAP?

17 Ağustos 1999’da gerçekleşen 7.4’lük Marmara depremi, vurduğu illeri yerle bir ederken…

Depremden sağ kurtulanlar bir yandan başlarını sokacak bir çadırı bile bulamamanın çaresizliğini yaşarken, diğer yandan ölen yakınlarını defnetmek için harıl harıl kefen arıyordu.

Sahada olması gereken dönemin Kızılay’ı ise parası, cüzdanı, yakın akrabaları, her şeyi toprak altında kalan insanlara “kanı, kefeni, mezar tahtasını, hatta tabutu” bile parayla satıyordu.

Kurtuluş amacı, “felaket anında insanlara yardım etmek” olan Kızılay, yardım yapmak yerine felaketzedelerin sırtından astronomik paralar kazanıyordu.

Esasında 17 Ağustos 1999 depremi, Kızılay için bir “turnusol kâğıdı” görevi görmüştü. Osmanlı mirası Kızılay’ın, zaman içerisinde CHP kökenli emekli bürokratların cirit attığı, yandaşların semirtildiği bir arpalık haline dönüştürüldüğü deşifre olmuştu.

Devletin akredite verdiği dernekler arasında ilk sırada gelen Kızılay, “kan”dan “kefen”e, “ilaç hammaddesi”nden “röntgen filmin”e kadar envai çeşit ürünü pazarlayan devasa bir “Tekel”e dönüşmüştü.

Bir yılda torbası o günün parasıyla “22 milyon liradan” yaklaşık 500 bin ünite kan satıyordu.

Ayrıca derneğe ait ülke çapında sayısı binleri aşan gayrimenkuller ve bu gayrimenkullerin kira gelirleri direkt olarak Kızılay’ın kasasına akıyordu.

Kızılay sadece 1998 yılında toplamda 55 trilyon gelir sağlamıştı. 

Bu rakamın yalnızca yüzde 5’ine denk gelen 2 trilyon 750 milyon liralık kısmını ise afetler için ayırmıştı.

Bu yüzden sadece Adapazarı’na 100 bin çadır gerekirken, yağmur altındaki deprem bölgesine “İkinci Dünya Savaşı”nda kullanılan nitelikte 26 bin adet çadır gönderebildi.

Gelen eleştirileri de “Hükümetten çadır bezi istiyoruz” açıklamasıyla, geçiştirdi.

On binlerce depremzede “çadır” diye sızlanırken, o dönemki yöneticileri geceliği “465” dolar olan suit odalarda konaklayan Kızılay’ın, depremden sadece bir ay önce “bıçak yaralı”........

© Haber7