Geleceği okuyan Türkiye |
Ülkede bir muhalefet var mı, yok mu belli değil. Dünya yanıyor, yıkılıyor, ateş çemberi etrafımızda halkalanıyor umurlarında değil. Eleştiri diye ülkenin hayati çıkarlarını görmezden gelen, hatta tehdit eden birbirinden tutarsız, gerçeklerden kopuk, sıradan cümleler kurmaktan öte bir yaklaşımları yok.
Hep söylüyoruz, dış politika milli politikadır, devlet politikasıdır. Öncelik ülkemizin ve milletimizin çıkarlarıdır. Dış politika ile ilgili hususlarda iktidar ve muhalefet ayrımı olmaz. Hele böyle bir çağda ve ortamda hiç kimsenin devletin ve milletin geleceğinden bağımsız bir yerde durması asla uygun olmaz…
Türkiye’nin son on yılda izlediği dış politika çizgisi, “devletin varlık ve devamlılığını merkeze alan bir güvenlik anlayışı”nı esas alan bir stratejik akla dönüşmüştür.
Bu yaklaşım, dış politikayı salt dış ilişkilerin düzenlenmesi alanı olmaktan çıkarıp, zorunlu olarak iç güvenliğin mekânsal uzantısı hâline getirmiştir.
Bu çerçevede Orta Doğu coğrafyası, Türkiye için artık “dış çevre” değil, ülkenin siyasal bütünlüğü ve iç istikrarının belirlendiği, geleceğinin şekillendiği genişletilmiş bir güvenlik alanı olarak kavramsallaştırılmıştır.
Bu stratejik zihniyetin temelinde, bölgesel düzenin pasif biçimde korunmasının Türkiye için güvenlik üretmediği, aksine uzun vadede kırılganlık doğurduğu hakikati bulunmaktadır.
Suriye, Irak ve İran’da meydana gelen her siyasal ve kurumsal kırılmayı, yalnızca bu ülkelerin iç sorunları olarak değil, doğrudan Türkiye’nin iç düzenini etkileyen sistemik şoklar olarak değerlendirmek şarttır. Bu nedenle PKK ve çevre ülkelerdeki bağlantılı terör yapıları meselesi de klasik iç siyaset kategorisinin dışına taşmış; çok uluslu, çok aktörlü jeopolitik bir dosya hâline gelmiştir.
Bu okuma içinde Amerika Birleşik Devletleri, bölgesel istikrarı kuran değil, mevcut düzeni yeniden yapılandıran ve bu süreçte yeni........