Çürüme, rezalet, sefalet, sefahat ve kamu kaynakları |
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilgili yolsuzluk ve yozlaşma konuları her geçen gün yeni bir boyut kazanıyor. Her yeni sayfa ile birlikte de bir öncekinden vahim, mide bulandırıcı hale geliyor. Kamuya ait kaynakların nasıl savurganca ve hatta kelimenin tam anlamıyla hovardaca, gayriahlaki bir şekilde kullanıldığı bir bir ortaya çıkıyor.
“Masumiyet karinesi nerede kalıyor?” diyecekler, erken hüküm cümleleri kurmakla suçlayabilecekler, özel hayatı, kişisel tercihleri öne sürenler çıkabilir ama bu kadar itiraf ve maddi belge ve bulgudan sonra ve olay örgüsü dikkate alındığında ahlaken en toleranslı davranabilecek kişi ve kesimlere bile marjinal gelecek bu hal maalesef yozlaşmanın da ötesinde çürüme olarak kabul edilecek türdendir.
İBB Dosyasına ve davasına hala siyasi bir veçhe ile bakmakta ısrar edenler, öyle takdimi kişisel ve siyasal gelecekleri için tercih edenler ve bu eksende kitleleri de güdüleme kararlılığını sürdürenler olacaktır. Onları da Allah ıslah etsin. Bilmediklerinden değil, muhtemelen başka bir çıkar yol bulamadıklarından bu rezalete, kirlenmeye, çürümeye göz yummayı tercih ediyorlar.
Aksi olamaz, çünkü bu hadise geldiği yer itibariyle Cumhuriyet tarihimizde eşi benzeri görülmemiş bir rezalet, sefalet, sefahat evrenine işaret ediyor…
Modern devletlerde kamu kaynağı, yalnızca mali bir varlık değil; toplumsal refahın, hizmet sunumunun ve sosyal adaletin sürdürülebilirliğini teminat altına alan bir emanet niteliği taşır. Bu nedenle kamu bütçesi, iştirakler, ruhsatlandırma alanları, maden ve benzeri ekonomik faaliyetlerden elde edilen gelirler; sıkı denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri çerçevesinde yönetilmek zorundadır.
Kamu kaynağının özel hayat gerekçesiyle, kişisel tercihler ifadesiyle; kişisel tüketime, gösterişli harcamalara veya toplum sağlığı ve düzeni açısından riskli alanlara, gayriahlaki zevklere yönlendirilmesi iddiası, bireysel bir etik sorununun ötesinde kamu düzenini, mali disiplini ve kurumsal güvenilirliği doğrudan ilgilendiren yapısal bir zaafiyete işaret eder.
Bu tür iddialar, hukuki açıdan bakıldığında zimmet, görevi kötüye kullanma, rüşvet, irtikâp, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, uyuşturucu kullanımı, temini, satışı, fuhşa teşvik ve örgütlü suç çerçevesinde değerlendirilmesi gereken ağır risk alanlarını