Kutsal Şemsiyenin Çöküşü: Ailede Sekülerleşme ve Ailenin İçten Çöküşü (Aile Yazıları VI) |
Aileyi sekülerize etme çabaları yaklaşık 150 yıldır kesintisiz olarak sürmektedir. Bu süreçte dinin, geleneğin ve köklü değerlerin aile içindeki yönlendirici rolü sistematik biçimde zayıflatılmış; onların bıraktığı boşluğa bireyselcilik, anlık haz arayışı ve tüketim kültürü yerleştirilmiştir.
Bu dönüşümün somut izlerini pek çok alanda görmek mümkündür. Evlilik, tarihsel ve dinî bir kurum olarak yalnızca bir sözleşmeden ibaret değildi; kutsal bir ahdi, nesiller arası bir sürekliliği ve toplumsal bir sorumluluğu temsil ediyordu. Oysa bugün nikâh kurumu sorgulanır hâle gelmiş, nikâh dışı birliktelikler ise sıradan bir yaşam tercihi olarak sunulmaktadır. Dahası bu yaşam biçimi, modernliğin kaçınılmaz bir gereği ve özgürlüğün doğal bir ifadesi olarak meşrulaştırılmaktadır. Oysa nikâhın değersizleştirilmesi ve mahremiyetin aşınması ise bağlanma, güven, saygı ve sadakat gibi ilişkinin temel taşlarını çürüterek boşanmaları kaçınılmaz bir sonuç hâline getirmektedir.
Gelinen noktanın belki de en çarpıcı göstergesi, mahremiyetin "içerik"e dönüşmesidir. Evin içi, eş, çocuk bir zamanlar korunması gereken kutsal bir alan olarak görülen her şey artık teşhir edilmekte, beğeni ve tıklanmaya sunulmaktadır. Sınır duygusunun ve mahremiyetin bu denli aşınması, yalnızca bireysel bir tercih meselesi değil; aynı zamanda aileyi bir arada tutan görünmez bağların ne ölçüde çözüldüğünün de göstergesidir.
Bu dönüşümün en kritik halkası, aile içindeki ahlaki dilin tasfiyesidir. "Günah, ayıp, kötü, helal, haram" gibi kavramlar gündelik dilden yavaş yavaş çekilmiş; onların bıraktığı yere bireyin özgürlüğü ve mutluluğu ikame edilmiştir. Başlangıçta bir söylem değişikliği gibi görünen bu süreç, zamanla bir yaşam tarzına, oradan da sorgulanamaz bir norm hâline dönüşmüştür. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak doğru ile yanlışın ölçüsü, din, vicdan ve sorumluluk ekseninden uzaklaşarak çıkar, haz ve konfor eksenine kaymıştır.
Bu dönüşümün aile içindeki yansımaları çok boyutludur. Sabır, fedakârlık ve kanaat gibi aileyi bir arada tutan, nesiller boyu aktarılan temel erdemler artık bireysel gelişimin önünde bir "yük" olarak sunulmaktadır. Ana babanın rehberliği ve otoritesi baskı ile özdeşleştirilmiş; büyüklerin birikimi ve tecrübesi ise çağdışı bir kalıntı olarak değersizleştirilmiştir.........