Yaşlılar ve özel gereksinimli bireyler müşteri değil, emanettir! |
Artan yaşlı nüfusu ve özel gereksinimli bireylerin ihtiyaçları düşünüldüğünde bakım merkezlerinin varlığı sosyal açıdan kritik bir role sahip. Ne var ki insan hayatına doğrudan temas eden bu alanlar; denetim zafiyeti, personel niteliğindeki eksiklikler ve şeffaflık sorunu nedeniyle korunma alanı olmaktan çıkıp travma üreten yapılara dönüşebiliyor.
Son yıllarda medyaya düşen görüntüler, toplumun en kırılgan kesimlerine yönelik karanlık bir tabloyu gözler önüne seriyor. Farklı şehirler, farklı tarihler fakat tek bir gerçek: Kimi zaman itilip kakılan, kimi zaman şiddete uğrayan, aşağılanan ve insan onurunu zedeleyen muamelelerin hedefi haline gelen savunmasız bireyler. Yaşlı ve özel gereksinimli bireylere yönelik bu muamele elbette genellenemez, ancak medyanın olayları yansıtma biçiminin arkasına da saklanılamaz.
Mesele yalnızca birkaç “kötü çalışan” problemi değil. Sorun modern toplumun, yaşlılığa ve engelliliğe bakışından başlıyor. Üretim merkezli sistem içinde “bakıma ihtiyaç duyan” bireyler çoğu zaman yük gibi görülmeye başlanıyor. Aile bağlarının zayıfladığı, ekonomik baskıların arttığı, sabrın ve empatinin azaldığı bir çağda, bakım emeği giderek prosedürlere sıkışmakta.
Bakım vermek sıradan bir iş değil. Fiziksel dayanıklılık kadar yüksek duygusal dayanıklılık gerektiriyor. Ancak Türkiye’de birçok özel bakımevinde, çalışan seçim kriterleri hâlâ tartışmalı. Bir insanın yaşlıya, alzheimer hastasına ya da otizmli bireye nasıl yaklaşacağını belirleyen şey yalnızca diploma veya basit sertifikalar olamaz. Uygunluk testleri, bakım emeğinin ihtiyaç duyduğu tüm alanları kapsamalı ve zorunlu hale gelmeli.
Bazı çalışanların bastırılmış öfke, şiddet eğilimleri, ciddi dürtü kontrol bozuklukları veya ağır kişilik problemleri taşıyabileceği gerçeğinin........