Scooter ve moto-kuryeler hâlâ misafir mi?
Moto-kuryeler artık istisna değil. Sağınızda solunuzda, önünüzde arkanızda ansızın beliriyorlar. Çoğu zaman da panikleterek. Akrobatik hareketlerle. Deyim yerindeyse mısır patlakları gibi. Gereksiz bir özgüvenleri var. Bir kısmı sadece istediği zaman kurallara uyuyor.
Moto-kuryelik yalnızca hız ve teslimat işi olarak görülemez. İletişim zekâsı, bilinçli sürücü davranışları ve psiko-teknik analizlerle desteklenen bir mesleki yeterlilik modeli haline getirilmeli. Herhangi bir vasıf istemeyen kolay ve adrenalin dolu para kazanma yöntemi olmaktan çıkartılmalı.
Sorun sadece “yeterince ceza yazmamak” olarak ele alınamaz. Daha derin, daha yapısal bir güvenlik açığıyla karşı karşıyayız. Bu açığın temelinde çalışma rejimi var. Konuyla ilgili 2025 yılına ait bir sivil toplum raporuna göre Türkiye’de en az 44 moto-kurye, çalışırken hayatını kaybetmiş. Üstelik rapor, uzun çalışma saatleri, hız baskısı, güvencesiz istihdam ve ekipman eksikliğini, temel nedenler arasında sayıyor. Başka bir deyişle, trafikte gördüğümüz şey sadece bireysel ihlal değil; algoritmayla yarışan emek.
Patronun “paket geç kalmasın” baskısı, kırmızı ışıkta geçmeyi veya kaldırımdan gitmeyi etik bir mesele olmaktan çıkarıp performans göstergesine dönüştürüyor. Buna plaka gizlemeyi hatta plakayla oynamayı da dahil edin.
Böyle bir düzende kuryeyi yalnızca kusurlu sürücü gibi anlatmak kolaycılık olur. Çünkü gidonun başında çoğu zaman yalnızca bir sürücü değil, teslimat ekonomisinin körüklediği acelecilik var.
Sorunun bir diğer boyutu altyapı. Türkiye’de 2024’te 266 bin 854 ölümlü-yaralanmalı trafik kazası meydana gelmiş. Bunların yüzde 85,5’i yerleşim yeri içinde. Kâğıt üstünde bu, “şehir içi mobilite” sorunu demek. Uygulamada ise çukur, kötü yama, silinmiş yol çizgisi, ani kasis, belirsiz şerit ve paylaşılmayan yol demek. Özellikle küçük tekerli scooter’lar ve........
