Edebî misyonerlere ‘katil sorular’… |
Modern dünya bize uzun zamandır parlak bir yalan anlatıyor: Edebiyatın sekülerleştiği, tanrıların öldüğü ve insanın kendi kutsalını kendi kalemiyle yarattığı yalanı…
Bize avangart diye yutturulan, modernizmin doruğu olarak pazarlanan devasa Batı kanonunun kapağını biraz sertçe kaldırdığımızda ise karşımıza bambaşka bir manzara çıkıyor. Karşımızda din dışı, bağımsız bir sanat evreni yok; aksine, kutsal metinlerin kavramsal mülkünü çaktırmadan yağmalayan, metinlerarasılık maskesi takmış küresel bir edebî misyonerlik faaliyeti var!
Fransa’da bir metro istasyonunun merdivenlerinde yürürken kafanızı kaldırdığınızda karşınıza çıkan o meşhur "Quo vadis?" (Nereye gidiyorsun?) sorusu, sadece Henryk Sienkiewicz’in tarihî bir romanı değildir. Doğrudan Hz. İsa ile Havari Petrus arasındaki o kutsal teolojik diyaloğun ta kendisidir. Batı, en seküler alanını, yani gündelik hayatın aktığı metroyu bile bu dinî zeminle örerken, vitrindeki modern yazarlar ne yapıyor dersiniz?
Bakınız, yirminci yüzyılın “asi” ve “dokunulmaz” şaheserleri, meşruiyetlerini sanıldığı gibi radikal eylemlerinden değil, tamamen Kitab-ı Mukaddes’in sayfalarından alırlar.
John Steinbeck, kapitalizmin dişlileri arasında ezilen insanı anlattığı toplumcu eseri Cennetin Doğusu’nu yazarken ilhamını ve adını nereden alıyor? Tevrat’ın Yaratılış bölümünden.
William Faulkner, bilinçakışı teknikleriyle edebiyatta devrim yaptığını iddia ettiği Abşalom, Abşalom! romanının trajik omurgasını nereden damıtıyor sizce? II. Samuel kitabından…
Peki ya o meşhur “Kayıp Kuşak”ın manifestosu, Ernest Hemingway’in Güneş de Doğar romanı? İsmi bile doğrudan Eski Ahit’in Vaiz bölümünün (1:5) kopyasıdır.
Savaş sonrası kuşağın nihilizmini ve bunalımını........