Can simidi Türkiye mi?

Geçtiğimiz haftayı Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un Finlandiya ve İsveç’i kapsayan resmi ziyaretini takip ederek geçirdik. Pazartesi sabah başlayan seyahatimiz cuma akşam saatlerinde tamamlanabildi.

Ziyaretin ilk durağı Finlandiya’nın başkenti Helsinki’ydi. Finlandiya, Baltık kıyılarında 5 buçuk milyonu aşan nüfusuyla küçük denilebilecek bir ülke… Teknoloji ve ticareti gelişmiş. Şehirleşmesi muazzam. Öyle ki “Helsinki’nin altında bir Helsinki daha var” deniyor. 4-5 milyonu günlerce yerin altında barındırabilecek büyüklükte sığınaklar inşa edilmiş. Üstelik sosyal donatı alanlarıyla beraber.

Sakin bir ülke. Hayat hayli yavaş akıyor. Mevsim itibariyle gündüzler çok uzun. Hava aydınlık olsa da akşam saatlerine doğru sokaklar tenhalaşıyor.

Finlandiya ile diplomatik ilişkilerimizin başlangıcı 100 yılı aşmış durumda. 2023 yılında Finlandiya'nın NATO üyesi olarak kabul edilmesi ile Türkiye-Finlandiya ilişkilerinde yeni bir ortaklık zemini oluştuğu görülüyor. 

Finli yetkililer, güvenlik politikaları noktasında Türkiye’yi önemli bir müttefik olarak görüyor. Tüm görüşmelerde diplomatik dilden ziyade günümüz gerçekleri öne çıktı, dile getirildi. Düşünceler açık sözlülükle ifade edildi.

Finlandiya ve İsveç ile tarihte zaman zaman temaslarımız olmuş. Ama ilişkilerde yeni dönemin başlaması önce Finlandiya’nın ardından da İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında sırasıyla NATO’ya katılması ilişkilerde yeni dönem aslında... 

Her iki ülkenin de onlarca yıllık askeri tarafsızlık politikasını bırakarak bu tarihlerde ittifaka katılması bir milat diyebiliriz. Sebep, 24 Şubat 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesi. Ciddi güvenlik ihtiyaçlarının ortaya çıkması. Bölgesinin önemli gücü olarak NATO müttefiki gördükleri Türkiye’ye verdikleri önem de artıyor.

İki ülkede de Meclis Başkanı Kurtulmuş’un heyetine havaalanlarından itibaren üst düzey ağırlama ve protokol uygulandı, oldukça sıcak bir karşılama vardı. Çok sayıda Türk vatandaşı ve akraba topluluklarımızdan vatandaşlar da burada yaşıyor. Her iki ülkede de çarşıda, pazarda, parkta çok sayıda Türkle karşılaştık. Nokia gibi bir teknoloji devinde bile onlarca Türk çalışıyor. Türkiye’nin Türkiye coğrafyasından ibaret olmadığına bir kez daha şahit olduk. Herkes işinde gücünde… Selamlaşıp hasbihal ettik. Vatan hasreti gidermelerine vesile olduk.

Meclis Başkanı Kurtulmuş’un Finlandiya'da Cumhurbaşkanı Sayın Alexander Stubb ile İsveç’te de Kral Carl XVI. Gustaf ile görüşmeleri oldu. Her iki görüşmede de Türkiye'ye verilen önem hissettirildi. Her iki görüşme de planlanan süre fazlasıyla aşıldı.  Helsinki’de Finlandiya Parlamentosu Başkanı Sayın Jussi Halla-Aho ile Stokholm’de İsveç Parlamentosu Başkanı Sayın Andreas Norlen ile baş başa ve heyetler arası görüşmeler oldu. 

İsveç de savunmayı güçlendirmek için son yıllarda önemli adımlar atmak zorunda kalmış. Tarafsız ülke olma takıntısını bir kenara bırakmışlar. Orduya ciddi yatırım yapmaya devam ediyorlar. Dron teknolojisine ağırlık vermişler. Rusya’ya karşı üslerini ABD’ye açarak güvenliklerini garantiye alacak anlaşmalar yapmışlar.

Güvenlikleri için Türkiye’nin de öneminin farkındalar. Bu da toplantılarda açıkça ifade edildi.

Türkiye’nin uzun yıllardır açık sözlü diplomatik temaslar yürüttüğü biliniyor. Türkiye’nin aksine Avrupa ülkelerinin renk vermeyen, ikircikli politikalarına da bugüne kadar yabancı değiliz.

Bu ziyarette dikkatimi çeken detaylardan biri de tarafların mesajlarını net ortaya koymalarıydı. Bu aslında Batı’daki yüzleşilen gerçeklerle beraber oluşan fikri değişimin de bir yansıması denilebilir. 

CHP’DEKİ KRİZİN GEZİYE YANSIMASI

Hem gidiş yolunda hem de ülkemize dönüş yolunda Meclis Başkanı ile uçaktaki gazetecilerle beraber uzun uzun konuşma imkânı bulduk. Ülkemizin çevresinde olup bitenleri, küresel ve bölgesel krizleri, Amerika’nın ve Avrupa ülkelerinin yaklaşımlarını, yeni dünya düzenini, iç politikayı, Terörsüz Türkiye sürecini, ekonomiyi, CHP’deki gelişmelerle ilgili kendisine sorular yönelttik. 

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’la Finlandiya-İsveç gezisine başlarken CHP içinde Meclis Grup toplantısı krizi konuşuluyordu. Doğal olarak gidiş yolculuğumuzdaki sohbetin ağırlıklı konusu da içerideki bu tartışmalar oldu.

Gidiş yolunda CHP’deki Meclis tartışmaları üzerinden Meclis Başkanlığı’nın ve şahsının hedef alınmasına karşın eleştiri oklarını boşa düşüren net açıklamalar yaptı: “Bu konu Meclis’in değil CHP’nin konusudur” dedi.

Bence de doğrusu buydu. Sonuçta krizin her safhası CHP’nin iç meselesi. Parti yönetiminden parti içi konuların netleştirilmesini istemekten başka bir şey kalmıyor........

© Haber7