Vahyin öğrettiği doğru düşünme metodu…

Türkiye’nin de dâhil olduğu bölgemiz büyük bir hercümerç içinde.

Müstekbirler aziz mübarek ramazan ayını fırsat bilip ümmetin unsurlarını dağıtmak ve zaafa uğratmak peşinde.

Fitnenin kol gezdiği bu zor zamanda kendi değerlerimizi bir kez daha hatırlamanın ve o minval üzere tefekkür etmenin tam zamanı…

Ezeli hakikat tüm kâinatı kuşatmışken insanlar, neden birbirlerini anlayamama nedeniyle hayatı çekilmez hale getiriyorlar dersiniz?..

‘Birbirlerini anlayamama’ bizim tespitimiz…

Oysa herkes, yekdiğerinin kendisini anlayamadığını düşünür.

Şu bir gerçek ki, dilin var oluş nedeni ‘anlaşmak, anlaşılmak’ tır.

El, tutmak, dokunmak için, göz görmek için, kulak işitmek içindir.

Ve tabii ki dil konuşmak, konuşmak da anlaşmak, anlaşabilmek içindir.

Fakat el, nasıl ki, memnu olan darp etmeye, çalmaya, kesb-i harama vesile ediliyorsa, tıpkı onun gibi dil de yalan, iftira ve gıybet gibi dolaylı su-i istimallere alet edilebiliyor.

Yalnız burada dili diğer uzuvlardan ayıran mühim bir fark vardır…

Yukarıda dedik, dilin asli fonksiyonu konuşmak, konuşmak da anlaşmak içindir diye.

İşte, diğer uzuvlardan farklı olarak su-i istimallerin dışında dil, var oluş nedeninin tam hilafına da kullanılabilmektedir. Hatta çoğunlukla bu olumsuz fiil gerçekleşir.

Hazreti İsa (a.s.) efendimiz için ‘Allah’ın kelimesi’ buyrulmuştur, malumunuz…

Yine malumdur ki, Hazreti Meryem (a.s.), Allah tarafından konuşma orucuyla emrolunduğunda, üzerine atılan iftirayı, kundaktaki bebeğinin yani Hz. İsa (a.s.) efendimizin mucizevî konuşmasıyla bertaraf etmişti.

Saf, pak, dosdoğru ve hakikatin ta kendisi olan konuşma…

Vahyin, insandan istediği, tastamam budur aslında.

Dilin ve mantığın çoğunlukla eş anlamlı kullanıldığını hesaba kattığımızda, düşünüşün sıhhatinin de doğru konuşma becerisini elde etmekle mümkün olacağını görmek, hiç de zor olmaz.

Birbirleriyle adeta iç içe........

© Haber7