Bildiğin gâvur… |
Öyle bir dönem ki, sadece hayat tarzı dayatılmamış, nasıl inanılacağı ve düşünüleceği de belirlenmiş…
Adına, çağdaşlık, modernlik, laiklik ve sekülerlik demişler ve vermişler sopayı…
‘Sopa’ sözün gelişi, bazan idam sehpaları kurmuşlar, bazan on yıllar süren hapishane hayatına mahkûm etmişler, bazan eski tabirle nefiy yani sürgün münasip görmüşler ve son dönemlerde olduğu gibi de ‘hayatın içinden çekip gidin ve buraları bize bırakın’ manasına gelen hayat tarzı dayatmasına tevessül etmişler/ediyorlar…
Çok değil son bir haftada gelişen üç hadise, yukarıda özetini verdiğim sürecin gelip dayandığı noktayı göstermesi açısından hayli manidar.
Öyle manidar ki, dayatmaya tevessül edenlerin ve bu tahkir edici muameleye maruz kalanların, bu memleketi ‘Darülislam’ yapan ve ‘İ'lâ-yi kelimetullah’ için yüzbinlerce şehit vermiş bir milletin ahfadı olduğuna inanmak imkân dahilinde değil!
Düşünün, bundan 150 yıl önce bir gayri müslim at üzerinde Müslüman bir topluluğun önünden geçemezdi yani edepsizlik sayılırdı bu…
Yabancı sefirler bile eşyalarını taşıttıkları hamalın üç adım arkasından yürürlerdi…
İçinde bulunduğumuz yüzyılda kimsenin böyle bir şey umduğu yok elbette.
Dönüşe dönüşe ulaştığımız vasat, ‘bari hayatımıza müdahale etmesinler’ noktası olmuş, varın gerisini siz hesap edin…
Üstat Necip Fazıl, “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya…” dizesini yazarken tam da bu hususun altını çiziyordu.
Şimdi gelelim bu yazıyı yazmaya sebep olan o 3 müessif hadiseye…
Birincisi, tüm mesture hanımların topluca imha edilmesini isteyen gâvur tohumu bir kadının husule getirdiği infialle ilgili…
Olay şöyle gelişiyor…
Çocuğunu sınava götürürken Metroda mesture olduğunu anladığımız biriyle tartışıyor.
Döndükten sonra artık toplumu ifsada sürükleyen içtimai bir afet olduğuna inandığım sosyal medyada bir video ile yaşadığını ve tartıştığı kişi ile ilgili kanaatlerini anlatıyor.
“Az önce metrodan indik, kızımı sınava........