Mevlâna’da etik ve estetik

Allahu teala, Kur’an-ı Kerim’de, “bediussemavati ve’l-ard / Gökleri ve yeri yoktan ve örneksiz en güzel şekilde yaratandır” (Bakara Suresi; Aeyet: 117) buyuruyor. Daha başka ayetlerde ise Halık’tır, Bari’dir, Musavvir’dir buyruluor. İnsan da Kur’an’da “ahsen-i takvim” ve “eşref-i mahluk” bir varlık olarak niteleniyor. Yine Kur’an’da âlemin muazzam bir düzen içerisinde işlediği ifade edilmektedir.

Güzellik karşısında, buna iyilik, hakikat, ulvilik de dâhil olmak üzere insanın yaşadığı yüksek derecedeki zevk deneyimidir. İnsan güzellik karşısında yaşadığı zevk duygusunu, bilişsel anlamdaki sevgiyle oluşan mutluluğunun kaynağını, kendini var eden gücü düşünerek karşılaştırır. Bu bedii tecrübe ile iman tecrübesinin birbirine yakınlığını hatta iç içe geçtiğini gösterir. Güzelliğin hakikatle buluşmasıyla bedii tecrübe gerçekleşir.
İslam medeniyetinde estetik kavramını karşılar şeklide bediiyyat, bedii, ibda’, hasen, hüsn, cemal, hüsnücemal kavramları kullanılmaktadır.. Güzellikle ilgili olarak ifade edilmeye çalışılan şeyler estetik deneyimlerdir. Bu dinî tecrübeyi andıran veya ona çok yakın olan bir tecrübedir. Estetik tecrübe dinî duyuş ve kavrayışta çok büyük yeri olan deneyimdir. İman tecrübesi bir anlamda estetik bir tecrübedir: Kur’an’da “Allah, size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize güzel göstermiş” (Hucurat Suresi, Ayet: 7) buyruluyor.

Mevlâna Celaleddin Rumi, Kur’an ve hadislerin ışığında ve kendisinden önceki Müslüman düşünürlerin yolunu izleyerek şöyle düşünür: “Sana rüyada kötü şeyler gösterildi. Onlardan ürktün, halbuki o kötü şeyler, senin suretinde. Hani aynaya bakınca yüzünü çirkin görüp aynayı pisleyen zenci gibi! Tükürmüş de, sen çirkinsin, lâyığın ancak bu demiş. Aynadaki çirkinlik, senin çirkinliğin a kör ve aşağılık adam!” (Mesnevî, IV, 2489-2491).

Mevlânâ'ya göre güzellik, sadece görünen, zahiri bir güzellik değil; varlığın özüne sinmiş ilahî bir hakikattir. İnsanın güzel olanla karşılaşmasında aslında kendi düşünceleri, Rabb’inden gelen nuru hatırlar. Mevlâna gerek insanın içinde bulunan güzellik duygusunun ve gerekse dış âlemde var olan güzelliğin hep Hakk’ın güzelliğinden kaynaklandığını söyler ve bunun da “Allah güzeldir, güzelliği sever” hadisiyle irtibatlandırır. “Dedim ki: eğer güzelsem bu güzelliği O’nun lütfu olarak kabul ederim. Değilsem zaten çirkinler bile bana güler! Çaresi şu: Kendime bakayım, kendime çeki düzen vereyim. Bakalım, ona lâyık mıyım, değil miyim? O güzeldir, güzelliği sever. Taze bir delikanlı, kart bir ihtiyarı nasıl seçer?” (Mesnevî, II, 77-79). Mevlânâ, estetiği, gönül terbiyesi, ahlâk güzelliği ve insanın iç yolculuğu ile birlikte ele alarak, “güzel görmek” ile “güzel olmak” arasında yeniden yapılandırmaya davet ediyor.

MUTLAK GÜZELLİĞİN........

© Haber7