Savaş ve Sanat Edebiyat
Başlık biraz garip gelebilir. Ancak, ana tanımları yaptıktan ve günlük hayatımızdan örneklerini verdikten sonra edebiyat kaynaklarının sadece savaşla değil, adeta bir varlık ve beka meselesi ile doğrudan ilgili olduğunu görmek mümkün olacaktır. Okul yıllarında çok sorulan bir soruyu hatırlar mısınız? “İyi de hocam bu bilgi bizim ne işimize yarayacak?
Hayatta karşılığı var mıdır da anlatıyorsunuz ?” İşte edebiyat öğretimi ile birikimi ve kaynaklarının analizi de bu soruların sıklıkla muhatabı olmuştur. Halbuki edebiyat ürünleri ve şaheserleri milletler için ne kadar da eşsiz hayat kaynaklarıdır!
Bu konuda dikkatimi çeken 2022 yılında İran sokaklarında genç bir kadının okuduğu “Hüda hafız” yani “elveda” şarkısının viral olması oldu. Meli isimli bir genç hanımın okuduğu bu şarkının muhtelif videoları sanal ortamlarda dolaştı. Hatta bunlardan bir tanesinde Meli bu eseri sokakta okurken sokağın arka tarafından düdük sesleri geliyordu, dinleyicilerin arasında kontrol eden bakışlarıyla bir rejim sivil görevlisi de gezinmeye başlıyordu. Genç hanımın sesi titreyerek şarkıyı okumaya devam ediyordu. İranlı sanatçı İrfan Tahmasbi tarafından sözleri ve bestesi yapılan bu şarkı direnişi, hüzünlü vedaları ve ayrılık temasını işleyen toplum muhayyilesinde güçlü bir şekilde yer almıştır. Sonra bu şarkı o günlerde sokak muhalefetinin adeta bir marşı haline gelmiş, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısına kadar da toplumun ve küresel kamuoyunun duygusal hafızasında yer edinmiştir.
Bu şarkının etkisini azaltan ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı ve buna karşı olağanüstü bir şekilde şaha kalkan İran toplumunun bir bütün olarak direnişe geçmesi olmuştur. Bir önceki dönemdeki isyanlar, ayrılıklar, kavgalar hatta ölümler bir tarafa konmuş İran toplumu dışarıdan gelen bu insanlık dışı saldırılara karşı bir arada savaşmaya başlamıştır. Bu yeni durumda da “Ali Ekber’e Mersiye” (Ali Ekber Hazreti Ali’nin (kv) torunu) halk arasında yer tutmuştur. Hossein Sotoodeh tarafından adeta yaşanarak okunan bu mersiye de (Zekr Jahani) sadece İran’da değil tüm dünyada şöhret bulmuştur.
“Ezan ezan Ali’nin ezanı
Ey Fatiha suresi nasıl bir yiğitsin sen!
Bu ne güzel bir ezan, dünyayı saran bir zikir.
Biz sana apaçık bir fetih verdik.
Ey ellerden tutan ey her şeyi gören
Bu ses ezan sesidir, ezan Ali’nin ezanıdır.
Ali Ekber’in tecellisiyle, zaman Ali’nin ezanıdır.
Yüce Aliyyül ala, babasının nefesi
Hüseyin'in aslanı, annesi Leyla’nın kalbinin meyvesi.
Nara ile saldıran yiğit, ey keskin kılıç,
Kimi öldürse Abbas “Ey canım” diye seslenir.
Yüce gönüllü, her an savaşa hazır.
Eliyle kartalların yelesinden tutar
“Dilber, dilaver, ey heybet sahibi.
İnanılmayacak kadar üstün şehzade ekber
Bu ses Nebînin, Arap olan Muhammed (sav)’in sesidir. Recebiye ziyaretindeki her selamın muhatabı sensin.Haydar’ın torunu Daha da yücelir kim adını söylerse, Ali Ekber.
Ey mehtap, ey nadir mücevher misali, kaşların mihrap gibi. Senin bakışlarına efendimizin, Hüseyin’in kalbi bağlanmış.
Mersiye’nin duygusal ve bilgisel kodlarına gelince her biri ayrı sembol olarak muhteşemdir. Mersiye Kerbela sahrasında yaşananların anıtıdır. Hakikat şehidi Hazreti Hüseyin’in oğlu Ali Ekber dedesi Hazreti Muhammed’e (sav) en çok benzeyendir. Konuşması, sesi, yüzü, Hazreti Peygambere o kadar çok benzemektedir ki, okuduğu ezanı babası Şehit İmam Hüseyin (ra) dinlerken, bakarken kalbi oğluna bağlanmıştır. Ali Ekber’in annesinin adı Leyla’dır; O’nun kalbinin meyvesidir denmiştir. Abbas ise cesur ve yiğit Amcasıdır. İmam Hüseyin’in kardeşidir. Mersiyede yer alan bu hakikat ailesi adeta gökten Kerbela sahrasına şehit olarak düşen yıldızlar gibidirler. Ali Ekber “Nara ile saldıran keskin kılıçtır”.
Hissiyatın İran coğrafyasına yansıyan sureti şudur ki, İran baştan başa sahrayı Kerbela’ya dönüşmüştür. Şehitlerin efendisi bu sahranın 21. Yüzyıldaki yansımasında dolaşmaktadır. Şehitlerin efendisinin oğlu Hazreti Peygambere en fazla benzeyen Ali Ekber de sahranın eşsiz gülüdür. Hüseyin'in (ra) bahçesindeki güller kanamaktadırlar. Bir taraftan İran toplumunun şah damarına şehadet zerk edilmekte, bir taraftan ise kahramanlıklar nazara verilmektedir. Bundan dolayıdır ki, gönüllü neferlik yaşı 14’e kadar düşmüştür. Bundan dolayıdır ki, adeta İran devletinin bütün lider kadrosu katledildiği halde yeni lider halkası korkusuzca halkın arasında, sokaklardadırlar.
İran'daki toplumsal isyanlarla ilgili bir Tebriz’li Türkün deyişiyle “Biz isyanı huy edinmişiz beyim!” cümlesini dış düşmanların baskılarına ve saldırılarına karşı birleşmeyi ve karşı durmayı şehadet kültürüyle ve derin tarihin mitolojik inançlarıyla izah etmek dengeli olur diye düşünüyorum.
Şehadet inancının yanında hatta önünde derin bir Pers ve Sasaniler kültürünü de ilave etmek gerekir. Firdevsi’yi hatırlar isek bu hükmün zayıf kaldığını bile söylemek mümkündür. Firdevsi (940- 1020; Tus, İran) Abbasi Döneminde hızla Müslümanlaşan İran toplumuna kendi geçmişini ve seçkin kültürünü, üstünlüğünü, vb hatırlatan Şehname’sini yazmıştır. Kendisi Şii mezhebinde bür Müslüman olmasına karşın Şehname baştan başa İran mitolojisidir. Sadece İraniler değil Turaniler için de önemlidir. Hatta sonraki dönemlerdeki Müslüman dünyanın sembollerini, üslubunu, vs etkilemiş, en azından bazı konularda referans kaynağı olmuştur. Eserine gerekli saygıyı -vezirin kıskançlığından dolayı söylediklerinden etkilenerek- göstermeyen Gazneli Mahmud’un tavrına rağmen Şehname bir şaheser olarak anıtlaşmıştır. Ama eserin asıl önemini Firdevsi kendi sözleriyle anlatır: “30 yıl çalıştım, Acem dilini yarattım. Acem dilinden Acem milletini yarattım”.
Ağır şartlar altında, bilincinde olmadan Zaloğlu Rüstem’in ruhunun bedenlere hulul ettiği İran toplumunun direnişini olağan görmekteyim. Bu toplum ki, İslam fetihleri sonrasında Kisra’nın cihangir ve sahipkıran düşlerinin ve kibirlerinin........
