İran Savaşı Sürecine Dair Düşünceler |
Her Savaşın kendine özgü bir karakteri, motivasyonları ve dinamikleri vardır. Ancak, sadece mukayeseler yapabilir; özgün şartlarına ilişkin verileri ve göstergeleri benzer savaşların nispeten nihayete ermiş sonuçları ile yorumlayabilir, bir ortak uzlaşma çizgisine yaklaşabiliriz.
Devam eden İran Savaşının nasıl bir sonuç doğuracağına dair soruların fazlalığı sizin de dikkatinizi çekmiştir. Bu sorular aynı zamanda bir korku ve kaygıyı da içermektedir. Zira savaşın etkilerini ülkemiz sınırlarında görmeye başladığımız tespiti bir vâkıadır. Boğazlarımıza 14 mil uzaklıkta ve boğaza girmek için dümen kırmış bir Türk gemisinin İDA ve İHA ile vurulması, ülkemizde düşen ve düşürülen SİHA’lar ve balistik füze parçaları, riske giren doğalgaz ve petrol tedarik sistemimiz, özellikle tarım üretimimizi olumsuz etkileyecek gübre tedarikinde yaşanan ve yaşanacak sıkıntılar, savaşın tam anlamıyla bir bölgesel savaşa dönüşmüş olması, Türkiye’nin bağımsızlığını korumaya çalışmakla beraber her geçen gün biraz daha bu savaşa ve gelecekteki henüz bizce meçhul savaşlara doğru konumlandırılıyor görüntüsü, Rusya gibi İran Savaşından varoluşsal düzeyde etkilenmeyen büyük tedarikçi ülkelerin hammadde ve gıda ihracatına getirdikleri kısıtlamalar, vb korku ve kaygı duymamızı gerektirecek nedenlerdir.
İran savaşı süreçlerini çok teknik ayrıntılara girmeden soru cevap şeklinde sunmak yararlı olabilir. Bu şekilde aklı çok dağıtmadan sadece savaşa odaklanmak mümkün olacaktır. İran Savaşı Ne Zaman Sona Erecek?
İlk sorulan soruların başında gelmektedir başlıkta yer alan soru. İran Savaşı artık ara fasılalar verilse de hiç durmayacaktır. Sadece süresine ilişkin tahminlerimiz açısından bakarsak, Suriye Savaşı yakın bir örnektir, 14 yıl sürmüştür. Ve henüz Suriye’de kurulan sistemin stabil ve kalıcı olduğunu söylemek mümkün değildir. Ayrıca Suriye Savaşı bölgesel güçlerin arasında gelecekteki muhtemel savaşların sebeplerini doğurmuştur. Mesela Suriye’deki yeni güç kompozisyonu ile ortaya çıkan Türkiye İsrail ve Türkiye Suudi Arabistan komşuluğu ve gelecekteki savaşa dönüşecek rekabetleri bu bağlamda görülmelidir. İran Suriye'nin kat-be-kat üzerinde bir güç yapısalıdır. Özetle sadece Suriye savaşıyla mukayese edilirse, İran Savaşının çok daha uzun süreceği anlaşılabilir.
Savaşın Süresini Belirleyen Güçlü Nedenler
Ancak, savaşın süresini belirleyecek daha farklı ve güçlü nedenler vardır. Bunların başında gelen savaşın sebebidir. Savaşın sebebine ilişkin olarak en kolay söylenen neden İsrail’in bölgesel saldırgan stratejisidir. Ancak, bunun tek başına yeterli olmadığı açıktır. Amerika gibi bir süper güç salt İsrail’in isteğiyle böylesi bir savaşa başlama kararı almaz ve alamaz. Şu anda Amerikan müesses nizamının temsilcilerini Yahudi karşıtı tutum ve söylemleri salt İsrail politikasının ve taleplerinin Amerika’yı savaşa sokmak hele hele savaşı büyüterek devam ettirmek için yeterli olmayacağını göstermektedir. Savaşın sebepsiz saldırganı Amerika daha ciddi bir varoluşsal sebeple İran’a saldırmış bulunmaktadır. Mesele içine girdiğimiz yeni dönemde küresel süper güç pozisyonunun devamının sağlanmasıdır. Bunun için de rakiplerinin özellikle yükselen Çin gücünün enerji hammaddesi kaynaklarına erişiminin kısıtlanması, küresel enerji kaynaklarının sadece ABD denetiminde olmasının sağlanmasıdır. Çin dalında kalan dünyanın süper güç şemsiyesi altında Çin kontrolünden çıkarılması, Amerika şemsiyesi altında yapılandırılmasıdır.
Küresel Sistemin Bilinçaltı
Amerika bir anlamda da 1968 yılında kurulan Roma Kulübünün ana ilkelerinden birini kendi lehine kullanmaktadır. Roma Kulübüne göre dünyadaki kaynaklar sınırlı ancak ihtiyaçlar sınırsızdı, bu yüzden dünyanın neresinde olursa olsun yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin yerel hükümetler tarafından israf edilmesine ve dolayısıyla sadece onların kararlarıyla bu zenginliklerin işletilmesine engel olunmalıydı. Şu anda Amerikan yönetici elitinin bilinçaltında biraz da bu vardır. Trump buna bir neden daha eklemiştir özellikle Grönland üzerinde hak talep ederken “Grönland’ı siz koruyamazsınız!
Ticaret Güzergahları Savaşları
Sadece enerji kaynakları mıdır saldırma nedeni? Bilindiği üzere Roma Kulübünün kurulduğu dönemde hele hele 19. ve 20. yüzyıllarda stratejik noktalar, geçitler, boğazlar, vs önemliydi. 21. Yüzyılda ise ticaret güzergahları ve pazar alanları önem kazanmış durumdadır. İran geleneksel ipek yolu güzergahında sahip olduğu önemi bugün de korumaktadır. Amerika Ortadoğu'da Suriye Devleti ve sistemini tasfiye ederek Akdeniz’e erişimi kendinin ve Batılı ülkelerinin inhisarına almıştır. Bölgede tasfiye edilen diğer sistem ise Irak’tır ki, Suriye’den en aşağı 25 yıl önce tasfiye edilmiştir. Böylelikle Çin’in Tek Kuşak Tek Yol Projesinin bölgedeki önü kesilmiş durumdadır. Ermenistan’ın ehlileştirilmesi hatta Azerbaycan karşısında zayıf bırakılarak anlaşmaya mecbur edilmesinin Azerbaycan ve Ermenistan ile doğrudan ilgisi yoktur, Kafkasya’da Çin’in Tek Kuşak Tek Yol Projesinin önünün kesilmesiyle ilgisi vardır. Şimdi de bölgede Çin’in önemli bir hammadde kaynağı ve güzergah kardeşliğine sahip İran’ın tasfiyesine başlanmıştır. Buna İran’ın tasfiye süreci diyeceğiz. Çünkü İran’ın tek hamlede tasfiye edilemeyeceğini Trump bile biliyor olmalıdır. Amerikan müesses nizamı (Establishment) hayli hayli bunu bilir.
Tabi ki Çin’in Tek Kuşak Tek Yol Projesinin bölgede önünün kesilmesinin bütünsellik içinde görülmesine de değinmek lazımdır. Şöyle ki, Ortadoğu’da zengin Körfez ülkeleri, S. Arabistan ABD’nin politikaları ile büyük oranda uyumludurlar. Keza Türkiye ve Mısır da ABD ile ciddi ve bağlayıcı eşitsiz bir ittifak içine girmiş durumdadırlar. Balkan ülkeleri ise büyük ölçüde Amerika’nın stratejik ve taktik üsleri haline gelmiş durumdadırlar. Kuzeyde ise Kafkasya ile bağlantılı olarak Ukrayna Savaşı Tek Kuşak Projesinin engellerinden birini oluşturmaktadır.
Savaşın Faydalı Sonuçlarının Tezat Doğası
Genel kapsamda Bölgedeki dar kapsamda ise İran’daki savaşın bölge büyük ölçüde Çin’e kapanıncaya kadar devam etmesi planlanmıştır. Bu hedeften geri dönülmesi bugünün şartlarında mümkün görülmemektedir. Eğer ABD İran lehine bir anlaşma ile bölgeden ayrılırsa Süper Güç pozisyonu ciddi darbe alacaktır. Eğer İran tamamen teslim olursa bu Çin için ciddi bir pozisyon ve kaynak kaybıdır. Arada kısa fasılalar olacak olmakla birlikte bölgedeki savaş genişleyerek, yeni ittifak sistemlerini üreterek devam edecektir. Devasa Askeri Ve İstihbari Kompleksin Çıkarları İran Savaşının devamını sağlayacak diğer bir durum ise Amerikan Savunma Endüstrisi kompleksinin silah ve silah sistemleri üretimine hız vermiş olmasıdır. Bu üretim faaliyetinin devamı için sadece İran savaşına değil, daha çoklu taraf savaşlarına ihtiyaç duyacaktır. Basında bazı kıymetli yorumcu ve uzmanların ifade ettiği Amerikan savaş ürünü stoklarının tükendiği yolundaki değerlendirmelerine katılamıyorum. Zira ABD’nin küresel büyük savaş tecrübesi olan bir güç olduğunu unutmamak gerekir. Dolayısıyla Amerika savaşı başlattığı için silah sistemleri ve savaş platformları üretimine hız vermiş değildir. Aksine silah sistemleri ve platformları üretimini artırmayı planladığı için savaş politikalarına yönelmiş durumdadır. Hatta Çin ve Çin’de mevzilenmiş Amerika karşıtı küresel şirketleri dünya sistemi içinde kendi yörüngesine çekmek için olağan yollar dışındaki rekabet ve regülasyon araçlarına yani kaba kuvvet ve silah gücüne başvurmuş durumdadır.
Şunu da ifade etmek gerekir ki bu devasa kompleks küresel finans kurumları ve bilimsel kuruluşların en güçlü ortağıdır, paydaşıdır. Savaş Ekonomik Paradigmanın Askeri Araçlarla Devamıdır
Dev silah endüstrisini ekonomik paradigmanın dalında düşünmek de hata olur. Clausewitz'in meşhur ilkesini ekonomik açıdan okumayı deneyelim. Clausewitz “Savaş politikanın askeri yollar ve araçlarla devamıdır” demekteydi. Günümüzde ise “Savaşın ekonomik çatışmanın askeri yollar ve araçlarla devamıdır” diyebiliriz. Bugün savaşlar askeri faaliyet olmalarının yanı sıra hatta daha da fazlası ekonomik faaliyettir. Orduların büyüklük ve etkinliği anlamaya çalışırken orduların mali büyüklüklerini, lojistik imkanlarını, savaşı ettirirken asil planda savaşın finansmanını hayati seviyede düşünmek zorundayız.
Nathan Rothschild’in meşhur sözünü hatırlayalım: “Biz parayla savaş yaparız, biz parayla barış yaparız. ” BlackRock kurucularından ve CEO’su Larry Fink’in geçtiğimiz hafta ülkemize yaptığı ziyaret bu anlamda son yılların en........