menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Güneye genişleyen Ortadoğu: Somali Somaliland üzerine

8 0
05.01.2026

2000’li yılların başında “Ortadoğu’ya fiziksel olarak yakınız ancak mental olarak uzağındayız” diyordum. Hatta 2012’de Cengiz Orhonlu’nun Somaliyi de içine alan büyük bir bölgenin tarihini anlatan kıymetli eserini (Osmanlı İmparatorluğunun Güney Siyaseti Habeş Eyaleti: Türk Tarih Kurumu Yay./ 1996/ Ankara) satın almak için TTK Yayınevine gitmiştim. Hala bu konuda emsalsiz olma niteliğini koruyan bu kitabın o tarihlerde de birçok ilgilisi tarafından bilindiğini düşünüyordum. Kitabın ismini yayınevindeki hanımefendiye söylediğimde “Bizim böyle bir yayınımız yok” dedi kesin bir ifadeyle. Yapmakta olduğum bir çalışma nedeniyle kendim kitabı satış raflarında aramaya başladım. Nihayet alt raflardan birinde kitabı buldum. Satış görevlisi hanımefendiye götürdüğümde, bana “Çok özür diliyorum. Kaç yıldır TTK kitabevinde çalışıyorum. Tarih Kurumunun yayınlarını doğal olarak bilirim. Sizi temin ederim bu kitabın ismi bile hafızamda yoktu!” dedi üzüntüyle. Ben de bu tür bir olayın olabileceğini söyledim. Kendisini teselli ettim. Kitabevinden ayrıldıktan sonra bu durumu aklımda tartıştım. Satış görevlisi işinde ciddi, dürüst ve ehil bir insan olmasına rağmen niçin hafızasında bu yayınlanan kitabın ismi bile yoktu? Bu aslında onun hafızasından kaynaklanmıyordu. Ortadoğu gibi Somali ve benzeri eski Osmanlı coğrafyasına mental uzaklığımızın ve başka stratejik ilişkimizin olduğu coğrafi bölgelere ilgisizliğimizin yarattığı ortak bir eksikliğimizden kaynaklanmaktaydı: Mental uzaklık! Bu mental uzaklığın beslediği diğer bir eksiklik durum ise “Bilinç düzeyimizdi!” Bu iki eksiklik öyle bir etki yaratıyordu ki, bilgi sahibi olduğumuz bir konuyu bile hafızada tutmak imkansız hale geliyordu.

Zaman içerisinde Ortadoğu'da büyük savaşlar ve iç çatışmalar, olağanüstü değişimler oldu. Ne yazık ki, Ortadoğu’dan kabileler ve büyük aileler halinde grup grup göçmenler ülkemize geldiler, gelmek zorunda kaldılar. Bugün büyük şehirlerimizde hatta küçük taşra kasabalarımızda bile farklı Ortadoğu toplumlarına ait insanlar görmek mümkün. Türkiye de büyük ölçüde Ortadoğu’nun iç sorunlarına müdahil oldu, bu sorunlarla bütünleşti bazı alanlarda. Ancak, bunlara rağmen Ortadoğu’ya mental uzaklığımız değişmedi. Toplumun bazı kesimlerinde duygusal yakınlık büyük kesimlerinde ise duygusal uzaklık (karşıtlık) oluşmuş durumda. Ancak, Ortadoğu toplumlarına , olaylarına, çatışmalarına, vs rasyonel bakış açısı ve mental yakınlık görmek mümkün değildir. Somali de bu kapsamda değerlendireceğimiz bir Ülkedir. Birçok insanımız için Somali’nin Afrika’nın boynuzunda yer almasından dolayı Afrikalı karakteri daha baskın görülebilir. Ancak, bizatihi Somali aydın ve kanaat önderlerinin ifadesiyle Somali Halkının Ortadoğulu karakteri daha ağır basmaktadır. Ortalama Afrika kültürü ve Afrika toplulukları Ortadoğu kültüründen ve topluluklarından genetik ve karakterleri itibariyle büyük farklara sahiptirler. Ortadoğu’ya daha yakın bir profile sahip olan Somali “Ortadoğu Genişlemesi” olarak kavramsallaştırdığım olgunun da bir parçası haline gelmiştir. Nitekim Somali’den ayrı bir devlet olarak İsrail’in Somaliland’ın bağımsızlığını tanıması bir yönüyle “Ortadoğu genişlemesinin” bir parçasıdır, Ortadoğu’da devam eden güç mücadelesi ve savaşların bir uzantısıdır. Diğer bir yönüyle ise küresel ticaret güzergahları savaşlarının bir yansımasıdır.Genişleyen Ortadoğu’nun Bir Parçası Olarak Somali ve Somaliland İsrail’in küresel bağlamdaki yerini bir başka yazıya bırakarak, Ortadoğu bağlamındaki varlık ve beka meselesini ele almak da yarar vardır. İsrail’in Hıttin Savaşından (04 Temmuz 1187) ve takiben Kudüs’ün Selahaddin-i Eyyubi tarafından fethedilmesinden bugüne edindikleri ve titizlikle uyguladıkları bir ders vardır: Bölgede İsrail’e tehdit oluşturabilecek büyük devletlerin parçalanması, bölünmesi, zayıflatılması. Savaşın Haçlı birliklerine komuta eden Luzinyanlı Guy’ın ordusu tıpkı modern Haçlı ordularında olduğu gibi çok ulusludur. Hatta Kudüs kralının emrinde hafif süvari turkopol birlikleri (Paralı Türk asıllı askeri birliklerde ki, Bizans kaynaklarında sık rastladığımız “Turcopuloi” kavramı, paralı Türk askerlerinin Müslüman olduktan sonra da Bizans imparatoru adına savaştıkları hatta “gaza yaptıkları” anlaşılmaktadır. Bu mesele Osmanlı gücünün bağımsız bir devlet olarak tam teşkilatlanıp, yeni bir güç olarak ortaya çıkışıyla sona ermiştir.Ancak, Selahattin Eyyubi de Ortadoğu’da sultanlığının ilk dönemindeki hatalarından vazgeçmiş, özellikle Müslüman devletçikler ve topluluklarla bir barış ve birlik “kurmayı başarmıştır. Bu ittifak ve vahdetin meyvesi de Hıttin Zaferi ve ardından Kudüs’ün Fethi (02 Ekim 1187) olmuştur. Tabi ki tek meyve Kudüs değildir. Kudüs kuşatmasına başlamadan önce Akka, Nablus, Yafa, Tebnin, Beyrut ve Aşkelon ele geçirilmiştir.

Bu yenilgi dönemin Avrupa’sını ve Keşiş Askeri Tarikatları (Templier ve Hospitalier) etkilediği gibi özellikle Kudüs’ün Fethi yahudileri etkilemiştir. Özellikle İsrail’in bölgede tekrar bir devlet olarak kurulmasıyla Hıttin Dersleri devlet ana siyaset belgesine dahil edilmiştir. Afrika’da ülkelerin karakterlerini ve sınırlarını ve kültürlerini belirleyen sadece kendi iç dinamikleri değildir: ülkelerin tabi oldukları gerçek egemen sömürgeci devletlerdir. Buna göre İngiliz sömürgesi altında yaşamış toplumlar ile Fransız sömürgesi olmuş toplumlar arasında ayırımlar oluşmuştur. Aynı etnisiteden olsalar bile kültürel kodları farklıdır. Yine Portekiz, İspanya sömürgeleri ayrıdır; Hollanda ve Almanya (özellşkle Almanya’nın sömürgesi çok az ise de ) sömürgeleri farklıdır. Sömürgeciliğin daha az yoğun veya başka yumuşak modellerle yapıldığı ülkelerde ise toplumlar birbirine kültürel olarak yakın iseler de onları yöneten devlet sistemleri ana sömürgeci devletlere yakındırlar. Batılı sömürgeciler kadar şöhrete kavuşmamış olsa da Asya’nın geniş coğrafyasına hakim........

© Haber7