Cebel-i Şeyh mi Kasyun Dağı mı daha büyük stratejik kazanımdır?

Gerek askeri gerekse siyasi veya ekonomik açıdan stratejik kazanımları analiz etmeden önce mutlaka bir fiziki ve beşeri bir coğrafya etüdü yapmakta fayda vardır. Bu çalışma, en basit gözlemlerden en detaylı ve teknik askeri etütler ile siyasi ve ekonomik değerlendirmelere kadar farklı düzeylerde yapılabilir. Bu açıdan başlıktaki sorumuza karşılık cevap üretmek için her iki dağı da en azından okul bilgisi düzeyinde bilmek gerekir. Şeyh Dağı veya Hermon Dağı (Cebel-i Şeyh, Cebel-i Haramun, İbranice Har Hermon) Anti-Lübnan sıradağlarının güney ucunu oluşturan bir dağ kümesidir. Zirvesi Suriye Lübnan arasındaki sınırın bir parçasıdır. Deniz seviyesinden 1814 metre yüksekliktedir ve Suriye’nin en yüksek noktasıdır. Şeyh Dağının güney yamaçları Golan tepelerinin İsrail işgali altındaki kısmına kadar uzanmaktadır (Halihazırda İsrail Golan Tepelerini ve düzlüklerini tamamen işgal etmiş durumdadır. Geçtiğimiz hafta içinde bizzat Suriye Golani hükümeti tarafından Golan tepeleri ve sulak düzlükleri Suriye haritasından çıkarılmıştır). İsrail bu işgal ile de yetinmemiş Kuneytra ve Süveyda’da yaşayan Dürzi azınlığa bir nevi protectora sağlayıcı güç oluvermiştir. Şeyh Dağı her biri yaklaşık aynı yükseklikte üç farklı zirveye sahip bir dağ kümesinden oluşmaktadır. Bölge için önemli su rezervlerini içermektedir. Ayrıca bölgeye hakim bir yüksekliğe sahiptir. Bu açıdan, İsrail işgali altındaki zirveye “Ulusun gözleri” adını vermiştir. Zira yüksekliğiyle İsrail için bölgede birincil stratejik erken uyarı sistemi işlevini görmektedir.

Elbette ki, İsrail Kuzeyini de güvenlik altına almak için Güney Lübnan’ı Litani Nehrine kadar işgal etmiş durumdadır. Hizbullah ve Esad Suriye’si ile İran paramiliter gruplarına karşı düzenlediği şok saldırılarda gördüğümüz gibi Beyrut’un içinde de operasyonel kapasiteye sahip bulunmaktadır.

Kasyun Dağı ise Şam’da bulunmaktadır. Yüksekliği 1.151 metredir. Hazreti Adem’in oğlu Kabil’in kardeşi Habil’i öldürdüğü yer olarak bilinmektedir. Mevlana Halid-i Bağdadi ve İbni Arabi’nin türbeleri de bu dağda bulunmaktadır. 2013 Ağustos'unda Suriye’de cereyan eden ayaklanmalar ve olaylar sırasında Şam’ın Gota banliyösüne atılan sarin gazı füzeleri buradan ateşlenmiştir.

Bugünkü durum itibarıyla İsrail işgal kuvvetleri Şam’a 25 km yaklaşmış durumdadırlar. Bir İsrailli yetkilinin de dediği gibi Şeyh Dağının belli bir yüksek noktasından itibaren Şam’daki başkanlık sarayını ve Kasyun zirvesini gözetlemek mümkündür. Bu bağlamda, İsrail bu haksız ancak stratejik işgaliyle sadece bir “göz” kazanamamıştır; Mossad ajanlarının binalarda yüksek katı tercih ettiği gibi bölgede de yüksek zirveye sahip olmuştur. Dolayısıyla işgalin ilk günlerinden itibaren Ordu birliklerinin korumasında dağın zirvesine tırmanan devasa iş makinelerinin çoktan işe başlamış oldukları açıktır. Şeyh Dağının üzerini ve içini bir nevi statik savaş makinesine ve ordu karargahına çevireceklerdir. Daha da önemlisi yakın gelecekte başlaması muhtemel Ortadoğu’daki savaşlarında şimdiden önemli bir koz ve kaynak elde etmişlerdir.

Baştaki sorumuzu bu bilgiler ışığında yeniden soralım ve müzakere edelim: Cebel-i Şeyh mi Kasyun Dağı mı daha kritik stratejik kazanımdır? Bu soru hem somut hem de mecazi bir sorudur. Elbette ki, Şam bir siyasi merkez ve başkent olarak çok önemlidir. Ancak, Lübnan’a karadan doğal koruma sağlayan Lübnan Dağları olmadan Beyrut ne derece güvenli bir merkez olabilirdi? Bugünkü İslam dünyasının elbirliğiyle harabeye çevirmeyi başardığı ve İsrail başta olmak üzere düşmanca saldırılara karşı koruyamadığı Beyrut’tan bahsetmiyorum. Koskoca bir Fenike uygarlığını dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Bu uygarlığın en önemli koruyucularından biri de Lübnan Dağlarıdır. Bu arada, Lübnan Dağları Cebel-i Şeyh’in önünde birinci olan Ortadoğu’nun en yüksek dağlarıdır, Kurnet El- Sevda zirvesi 3.088 metredir. Akdeniz’e paralel bir şekilde 170 km uzanan bu dağlar sadece Lübnan için koruma değil; her yükseltisinde yetişen farklı ağaçlarıyla, içerdikleri su kaynakları ve dağların avuçlarındaki kar birikintileriyle hayati zenginlikler sağlamaktadırlar. Cebel-i Şeyh de böyledir.

Askeri terminolojide “Fiziki tahkim hattı” kavramı vardır. Bu bir bölgeyi veya bir ülkeyi savunmakta askeri faaliyetlerin etkisini ve direncini artırmada esas alınacak fiziki ve coğrafi hattı belirleyen doğal engelleri içermektedir. Bu doğal engeller dağ olabilir, nehir veya deniz olabilir, çöl olabilir, vs. İsrail bu çerçevede bu bölgedeki fiziki tahkim hattına sahip olmuştur diyebiliriz. Birinci Dünya Savaşındaki Filistin Cephesinde yaşadığımız bozgunu hatırlar isek 19-21 Eylül 1918’de Megiddo Savaşında Osmanlı- Alman Ordusuna karşı ezici bir zafer kazanan Britanya Ordu birlikleri 38 günde 560 km ilerleyerek Halep’i 26 Ekimde işgal etmişlerdir. Düşman ordusunun ilerleyişini engelleyici ve savunma harbi yapan tarafa kolaylık sağlayıcı coğrafi / fiziki engellerin olmaması büyük bir eksikliktir. İkinci Dünya Savaşında Polonya ve İsviçre’nin jeopolitik konumlarının yanında coğrafi farklılıklarının sonuçları ortadadır. Hitler ve Stalin’in orduları tarafından kolayca işgal edilen Polonya bir baştan bir başa hiçbir coğrafi ve fiziki engel içermemektedir. Nitekim ilk işgal edilen ve paylaşılan ülkelerden biri olmuştur. İsviçre ise jeopolitik konumu yanında dağlık bir araziye sahip olmasının avantajını yaşamıştır. Hitler işgal etme arzusu duysa da böylesi çetin bir coğrafyaya askeri harekat düzenlemekten vazgeçmiştir. Günümüzde teknolojik gelişmelerin inanılmaz boyutlara ulaşması bile coğrafyanın ve fiziki tahkim hattının önemini azaltmamıştır.

Bu nedenledir ki İsrail ilk fırsatta Cebel-i Şeyh’i işgal etmiştir. Kuzeyinde ise Güney Lübnan’ı Litani ırmağına kadar işgal etmiştir. Fiziki tahkim hattına dair verilebilecek çok sayıda örnek vardır. Mesela 1971-1975 yılları arasında Mardin Valisi olarak görev yapmış Ergün Gökdeniz, Saddam’ın Kuzey Irak’ta hava harekatı yaptığı dönemde sınır ötesini dürbün gibi teknolojik aletler kullanarak izlediklerini, bölgenin Yalçın dağlarına bombalar atılırken, Peşmergelerin dağlara gömülü taş mağaraların ağzında çay demlediklerini anlatır. (Ergün Gökdeniz: Siyasal Bilgiler Fakültesi /Ankara Üniversitesi mezunudur. Emniyet İstihbarat Dairesini ilk kuran kişidir. 27 Mayıs darbesinden sonra Emniyet Genel Müdürlüğü Siyasi Şube Müdürü olarak görev yapmıştır. İstihbarat konusunda sadece Emniyet Teşkilatında değil MİT’in kuruluş kanunu çalışmalarına........

© Haber7