Aliyev Ne Diyor ve Kime Diyor?

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Yeni Azerbaycan Partisinin 8. Kurultayında dış politika, güvenlik ve yabancı müdahalesi konularında manidar açıklamalarda bulundu. Konuşmasında ağırlıklı olarak güvenlik, dış politika, bölgesel konsept üzerinde durdu. Özellikle de Azerbaycan’a yoğunlaşmış yabancı baskılara dair açıklamalar yaptı. Azerbaycan’ın ülke olarak fiziksel ve ideolojik açıdan bünyevi (Endojene) bir risk içermediğini belirttikten sonra, söz konusu risklerin ülke dışından geldiğini ileri sürdü.

Azerbaycan güçlendikçe ve daha bağımsız bir dış politika izledikçe Azerbaycan’a yönelik baskıların artacağını ancak ülkesine yönelmiş girişimleri karşılıksız bırakmayacaklarını vurguladı. Tam olarak “Herkes yerini bilsin, bizim işlerimize karışmasın, yaşam tarzımıza burnunu sokmasın, bize yol göstermesin. Herkes kendi halkının ve devletinin derdine düşsün” ifadelerini kullandı. Burada İran’ın kastedildiği açıkça hissedilebilmektedir. Dış politikamızı kimsenin işlerimize müdahale edemeyeceği şekilde kurmalıyız ve dış politika stratejimizi de bu doğrultuda şekillendirmeliyiz diyen Aliyev “Azerbaycan’ın ideolojik alanının yabancı unsurlardan ve yabancı etkilerden arındırılması gereklidir” dedi. Ayrıca dış politikanın “Hiçbir ülkenin Azerbaycan içişlerine müdahalesine izin vermeyecek şekilde yürütülmesi gerektiğini” vurguladı. Daha ağır bir üslupla “Bizim kimsenin yardımına da himayesine de ihtiyacımız yok” dedi. Azerbaycan’ın yakın geçmişte yaşadığı savaş ve büyük göç kabulü süreçlerini de hatırlatan Aliyev bir (1) milyon civarında yurdundan sürülmüş insanların ve mültecilerin bulunduğu döneme atıfta bulundu. Aliyev bu dönemde uluslararası toplumdan bekledikleri desteği göremediklerini savundu. Aliyev, 2003’ten bu yana hem yerli savunma sanayisini geliştirdiklerini hem de yurt dışındaki üreticilerden silah aldıklarını, bu alımlarda herhangi bir indirim yapılmadığını, bazı durumlarda silahların dünya fiyatları üzerinde bedeller ile satıldığını ileri sürdü.

“Ne aldıysak parayla aldık. Bütün silahları da parayla, dünyada geçerli fiyatlar ile aldık” dedi. 2020’deki Karabağ Savaşına da değinen Aliyev bu savaşta başarıyı “Tek başlarına” kazandıklarını savundu. AGİT Minsk Grubu eş başkanlarını eleştirerek bunların Azerbaycan’a karşı olduklarını ve Ermenistan’ın arkasında durduklarını ileri sürdü. Aliyev son olarak, internet, siber saldırılar ve yapay zeka üzerinden oluşabilecek “İdeolojik risklere” değindi. Bu risklerin sınırları aşan riskler olduklarını, bu saldırılara karşı eğitim ve vatanseverliği başlıca savunma enstrümanları olarak zikretti. Yurt dışında Azerbaycan Türkçesiyle yayın yapan bazı medya ve internet kaynaklarının ülkesini etkilemeye yönelik faaliyetler yürüttüklerini ifade etti. Karar Gazetesinin 02 Ekim 2026 tarihli internet sayfasından ayrıntılı olarak verilen bu konuşmayı son derece manidar bulduğumu, içeriğinin analiz edilmesi gerektiğini belirtmek isterim. Öncelikle bu konuşmanın bana hatırlattığı en temel husus 2. Karabağ Savaşında kendine güvenini ispat ettiğini hissetmesi, özellikle petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip olması ve bugünkü şartlarda satışa devam edebiliyor olması, çok aktörlü Kafkasya jeopolitiğini ve hatta daha geniş anlamda bölgesel jeopolitiği ve çekişmelerini iyi yönetiyor ve kullanıyor olması gibi nedenlerle Azerbaycan’ın bağımsız bir aktör olmak iradesini göstermesidir. Özellikle bugünün şartlarını bir kez daha hatırlatalım, Hürmüz Boğazı neredeyse kapalıdır ve Babülmendep boğazından geçişler ise son derece kısıtlıdır. Avrupa üzerindeki ABD ambargosundan dolayı Rus petrol ve doğal gazının Batıya ihracı sorunludur. Azerbaycan Türkiye üzerinden petrol ve doğalgaz ihracını devam ettirebilmektedir. Ayrıca, Türkiye’deki yatırımları kritik bir önem taşımaktadır. Ciddi bir gelir kaynağına sahip olduğu için dünyanın birçok ülkesinden silah sistemleri temin edebilmektedir.  Nitekim savaş sırasında gerekli silahları dünya fiyatları üzerinde biz kendimiz temin ettik vurgusu buna işaret etmektedir. Küresel planda İsrail gibi bir güç ile geçen ciddi bir işbirliğine sahiptir. Nüfusu itibarıyla küçük gibi görünmesi bizim için yanıltıcı olabilir. Her ne kadar İran'ın egemenlik sahasında olması, Azerbaycan’ın da bu durumu hukuken ve fiilen kabul etmesi söz konusu ise de İran Azerbaycanındaki nüfus ciddi oranda bir nüfustur. Ayrıca, ABD ile geliştirilen 5 Orta Asya Türk Cumhuriyeti ve ABD ilişkileri (5 CA 1 ABD) denkleminde Azerbaycan kritik birleştirici işlev görmektedir. Azerbaycan güç kazanmış olduğu yeni denklem içinde kendi pozisyonunda yeni bir yükseltme talep etmektedir. Bunu da negatif bir açıdan vurgulamaktadır. “Azerbaycan güçlendikçe ve daha bağımsız bir dış politika izledikçe Azerbaycan’a yönelik baskıların artacağı, ancak ülkesine yönelmiş girişimleri karşılıksız bırakmayacakları” vurgusu buna işarettir. Azerbaycan kendini belirli ölçüde savunma kapasitesine erişmiş bir güç olarak kendini tanımlamaktadır. Bu bağlamda Aliyev’in sarf ettiği “Herkes yerini bilsin, bizim işlerimize karışmasın, yaşam tarzımıza burnunu sokmasın, bize yol göstermesin. Herkes kendi halkının ve devletinin derdine düşsün” ifadeleri asıl olarak İran’ı ve çok zayıf bir şekilde Türkiye’deki bazı grupları hedef almış olduğunu göstermektedir. Şöyle ki Azerbaycan Milli Meclisi bir karar alarak “Devlet okullarında kıyafet düzenlemesinde bir değişikliğe gitmiştir. Okul üniformasının bütünlüğünü bozan ve genel eğitimin laiklik ilkesine uymayan unsurların kullanımını” yasaklamıştır. Bu düzenleme devlet okullarında başörtü yasağı olarak yorumlanmıştır. Bu Karara karşı İran’da her kesimde ciddi tepkiler doğmuştur. İrandaki dini yönetim, resmi makamlar, meclis üyeleri ve muhafazakar taban bu Kararı doğrudan Azerbaycan yönetiminin din özgürlüğüne bir saldırısı olarak değerlendirmişlerdir. İranlı resmi yetkililer ve ilişkili muhafazakar medya Bakü yönetiminin bu kararını kendi iradesiyle değil, İsrail (Siyonist lobi) ve ABD’nin bölgedeki sekülerleştirmeyi baskıları doğrultusunda aldığını öne sürmektedirler. Bu konu İran merkezli ana aklım medyada ciddi, romantik, etkileyici bir şekilde ele alınmaktadır. Tebriz, Erdebil ve Urmiye gibi Azerbaycan Türklerinin yoğunlaştığı bölgelerdeki muhafazakar şii topluluklar bu yasağa karşı büyük bir hassasiyet göstermektedirler. Hatta İran’daki seküler kesimler bu kararı “Kadın bedeni üzerindeki devlet baskısı olarak” ele almakta ve eleştirmektedirler. Bu karara karşı Türkiye’de de cılız da olsa bir miting yapılmıştır. Ancak, asıl tepki ve gösterilerin İran’da........

© Haber7