Bakan Tekin duyurdu: Okullarda yapay zeka dönemi başlıyor, riskli durumlar emniyete bildirilecek |
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, İngiltere'nin başkenti Londra'da düzenlenen Dünya Eğitim Forumu'na katıldı. Tekin, geziye katılan Haber7 yazarı Kanal7 Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Acet’in de aralarında bulunduğu gazetecilere önemli açıklamalarda bulundu.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in açıklamaları şu şekilde;
SORU: TÜRKİYE'NİN ULUSLARARASI YARIŞMALARDA POZİSYONUNU YUKARI DOĞRU TAŞIDIĞINI GÖRÜYORUZ. BU TREND DEVAM EDİYOR MU?
Türkiye fiziki altyapı dışında, fiziki altyapının akademik başarıya dönüşmesine, eğitimin üzerindeki vesayetçi yapılar dediğimiz bu dershane ya da benzeri işte o cemaat mevzularının kalkmasından sonra eğilim yukarıya doğru tırmanmaya başlıyor. Bunu ben önemsiyorum.
SORU: YANİ ÜNİVERSİTE SINAVINDAKİ, DAHA DOĞRUSU SINAVLARDAKİ SORULARIN MÜFREDATTAN OLMASI ÖĞRENCİNİN ÖĞRENMESİ YOLUNU MU AÇTI?
OECD'nin ölçtüğü şeyler, yani bu uluslararası sınavların ölçtüğü şeyler, bizim merkezi sistem sınavlara hazırlık aşamasında ölçtüğümüz şeylerden farklı. Onlar biraz daha beceri odaklı bir şey ölçüyorlardı. Bu paralel yapılar ise eğitimde kendi politik ya da ekonomik çıkarlarını konsolide etmek için eğitim sistemini tamamen sınav odaklı hâle getiriyorlardı. Hem okullardaki dersleri ve bizim müfredatımızı önemsizleştiriyorlardı. Diyorlar ki: "Buradan soru çıkmıyor. Soru benden çıkıyor, bizim hazırladığımız metinlerden çıkıyor." Dolayısıyla ne oluyor? Çocuk senin kitabınla ilgilenmiyor, senin kitabında, müfredatında ne olduğu hiç umurunda bile değil.
İkincisi, senin öğretmenlerin... çaba sarf ediyorlar, bir sürü fedakârlık yapıyorlar. Ama diyor ki: "O öğretmenler sana faydalı olmaz, onların anlattıklarını boş verin. Dershaneye gelin, dershanedeki öğretmenin anlattığından asıl soru çıkacak." Bu durum neye sebep oluyor? Bu, senin eğitim öğretim sisteminde yaptığın bütün şeyleri işlevsiz hâle getiriyor. O zamanlar ben bundan kurtulmak gerektiğini söylüyordum, sizin yayınlarda da söylemiştim. Yani eğitimi kendi doğal işleyişinde yürütmek gerekiyor. Bu tür politik çıkarcılıktan uzaklaştırıp o vesayetçi perspektiften çıkıp özgür hâline bırakalım. Öğretmenlerimizin ve okullarımızın çabasıyla bu zaten kendiliğinden yukarıya çıkacak diyorduk. Dershanelerle başlayan süreç tam da buna işaret ediyordu. Artık ne oldu? O 2014'te başlattığımız eğitimi bu türden dışsal vesayetçi unsurlardan kurtarma yönünde attığımız adımlar buralarda artık sonuçlarını vermeye başladı.
Bu noktada şu verileri paylaşmakta fayda var; Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nın (PISA) 2003-2022 yılları arasındaki verileri karşılaştırıldığında Türkiye’nin matematik, fen bilimleri ve okuma becerileri olmak üzere üç alanda da ortalama puanını artırdığı görülüyor. Türkiye, fen bilimleri alanında 2003’te 434 olan puanını 2022’de 476’ya, matematikte 423 olan puanını 453’e ve okuma becerilerinde 441 olan puanını 456’ya yükseltti. OECD üyesi ülkelerde ise ortalama puanların azaldığı görüldü. OECD ortalaması matematikte 500’den 472’ye, fen bilimleri alanında 500’den 485’e, okuma becerilerinde ise 494’ten 476’ya geriledi.
OECD tarafından uzun dönemde PISA’ya katılan ülkelerin performansları analiz edildiğinde ise Türkiye’nin matematik alanında performansını istikrarlı bir şekilde artıran 2 ülkeden biri, fen bilimleri alanında ise performansını istikrarlı bir şekilde artıran 4 ülkeden biri olduğu görülüyor. Okuma becerileri alanında ise yatay, yani durağan bir performans sergilendiği değerlendiriliyor.
Öte yandan, PISA 2003 ve PISA 2022 sonuçları birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin sıralamasında önemli bir ilerleme kaydettiği görülüyor. Burada özellikle dikkati çeken nokta, PISA’ya katılan ülke sayısının 2003’te 41 iken 2022’de neredeyse iki katına çıkarak 81’e yükselmiş olması. Bu nedenle sıralamalar yüzdelik olarak değerlendirildiğinde Türkiye’nin sıralamadaki yükselişi daha net ortaya çıkıyor. Fen bilimleri alanında sıralamadaki ilerlememiz yüzde 43 ile en yüksek artış olarak gerçekleşti. Okuma becerilerinde yüzde 36, matematik alanında ise yüzde 35’lik bir ilerleme kaydettik. Yani katılımcı ülke sayısının ciddi şekilde arttığı bir tabloda Türkiye, her üç alanda da sıralamasını yukarı taşıyan ülkeler arasında yer aldı.
Bunun yanı sıra; bildiğiniz gibi dünyanın dört bir yanından Eğitim Bakanları, uzmanlar ve eğitim politikası belirleyicilerini bir araya getiren Dünya Eğitim Forumunda (EWF) Türkiye olarak çok sayıda oturuma katıldık. Ülkemize yoğun bir ilgi vardı üst düzey bir temsiliyet söz konusu oldu.
Forumda, ülkemizde gerçekleştirilen OECD Beceriler Zirvesi’nde de konuşmacı olarak yer alan ve Türkiye’nin eğitimde son 20 yıldaki ilerlemesine özel vurgu yapan OECD Eğitim ve Beceriler Direktörü Andreas Schleicher, "Future Ready?" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Bu sunumundaki verilerin işaret ettiği gibi Türkiye, eğitimde dönüşümü yalnızca hedefleyen değil; büyük ölçekli kamu eğitim sistemi içinde dönüşümü sahaya yansıtan bir ülke oldu. Forumdaki tartışmalar, eğitim sistemlerinin yalnızca akademik başarıya değil; eleştirel düşünme, yaratıcılık, iletişim, iş birliği, dijital okuryazarlık, etik muhakeme ve sorumluluk gibi daha geniş becerilere odaklanması gerektiğini gösteriyor ki biz de Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile tam da bu yaklaşımla uyumlu biçimde bilgi, beceri, değer, karakter ve sorumluluk bilincini birlikte ele alıyoruz. Dünya Eğitim Forumu (EWF) temaslarımız, Türkiye'nin eğitimde yürüttüğü dönüşümün küresel gündemle güçlü biçimde örtüştüğünü gösteriyor. Eğitimde dijitalleşmeyi yalnızca altyapı yatırımı olarak değil; öğretmen kapasitesi, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, yapay zekâ okuryazarlığı, beceri temelli öğrenme, kapsayıcı dijital beceriler ve veri temelli politika yönetimiyle birlikte ele alan bütüncül bir kalkınma alanı olarak görüyoruz.
Bu uluslararası başarılar, müfredatın artık öğrenciler tarafından daha fazla önemsenmesi, okulun ve öğretmenlerin daha ön plana çıkması, alternatif eğitim birimleri yerine okulun ön plana çıkmaya başlayınca arttı.
SORU: MÜFREDATLA BERABER HEP KONUŞTUĞUMUZ ŞEY ÖĞRETMEN KALİTESİNİN ARTIRILMASI. YAZ TATİLİ SONUNDA İŞTE BİR ÖĞLEDEN SONRA TOPLANTI YAPILIR, ÖĞRETMENLER GELİR DİNLER, MESLEK İÇİ EĞİTİM TAMAMLANDI. ŞİMDİ NE YAPIYORSUNUZ ÖĞRETMEN KALİTESİNİ ARTIRMAK İÇİN?
Öğretmen nitelikleri ile ilgili yine aynı dönemde biz şey başlattık, yani bu dershanelerin hemen sonrasında... Dünyada öğretmen eğitimi ile ilgili bizdeki eksik olan hususlar neler? Biz ilk defa müsteşar olduğum dönemde Öğretmen Yeterlilikleri Belgesi yayınladık. Öğretmen yeterliliklerini ve etkinliklerini tanımlayan ve artırmaya yönelik bir politika belgesi ürettik. Sonrasında ben Bakan olarak 2023'te geldikten sonra, Anayasa Mahkemesi’nde öğretmenlik mesleği ile ilgili kısa bir kanun çıkarılmıştı. O kanunda sadece kariyer basamakları, yani Başöğretmen, Uzman Öğretmen meselesi düzenlenmişti. Anayasa Mahkemesi onu iptal edince orayı kapsamlı bir Öğretmenlik Mesleği Kanunu'na dönüştürdük. Yani bu Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hususları da içeren ama onun dışında öğretmenlerin istihdamından (yani mesleğe başlamasından) meslek içi eğitimlerine varıncaya kadar her şeyi planlayan, bu biraz önce bahsettiğim Öğretmen Yeterlilikleri Belgesine uygun öğretmenlerle ilgili eğitim veren bir birim kurduk: Millî Eğitim Akademisi. Bu Millî Eğitim Akademisi 1980'li yıllardan beri Türkiye'de tartışılıyor. Hatta bir Kanun Hükmünde Kararname çıkmış, akademi kurulmuş fakat kanunlaşmadığı için yürürlüğe girmemiş. Ondan sonra 90'lı yıllardaki Millî Eğitim Şûralarında konuşulmuş, önerilmiş. Sürekli bu Türkiye'deki öğretmen yetiştirme süreci ile ilgili bir şeyler yapılması gerektiği hep dile getirilmiş. Temel problem de öğretmenlerin uygulama eğitimlerinin az olması, yetersiz olması, Millî Eğitim Bakanlığının müfredatıyla Eğitim Fakültelerinin müfredatının arasındaki uyumsuzluk ve Millî Eğitim Bakanlığının okul çeşitliliğiyle eğitim fakültelerindeki öğrencilerin uygulama yaptığı okulların çeşitliliği arasındaki fark. Buralar hep problem. Bu problemleri çözecek şekilde biz Millî Eğitim Akademisini kurduk. Millî Eğitim Akademisi hem yeni öğretmenlerin istihdamında bir eğitim programı oluşturduk oraya. Bu programın büyük çoğunluğu uygulama ağırlıklı. Sınıfta bir danışman eşliğinde uygulama yapacak. Bu uygulamayı yaparken de bizim okul çeşitliliklerimizin hepsini görebileceği şekilde bir eğitim olacak. Örneğin sosyo-ekonomik olarak daha dezavantajlı öğrencilerin olduğu bölgelerdeki bir liseye de gidecek, üretim yapan, döner sermayesi yüksek bir meslek lisesine de gidecek.
SORU: ESKİDEN BU UYGULAMA NASILDI? MEVCUT SİSTEMDE ÖĞRETMENLERİ DE O ZAMAN BU AKADEMIK SÜRECİN İÇİNE DÂHİL EDİYORSUNUZ. SADECE YENİ ÖĞRETMEN ADAYLARINI DEĞİL.
Eskiden yoktu. Üniversiteler 90 saat formasyon eğitimi esnasında uygulama veriyorlardı. Onlar da daha çok üniversite kampüslerine yakın okullarda, kalabalık ortamlarda birebir olmayan koşullardaydı. Millî Eğitim Akademisi bir, bu işi yapacak, yani yeni istihdam edilen öğretmen adaylarıyla ilgili. İkincisi, Millî Eğitim Akademisiyle mevcut öğretmenlerin de beşer yıllık periyotlarla hem bilimsel bilgilerini hem Millî Eğitim müfredatını güncelleyecekleri bir alan oluşturduk. Her öğretmenimiz beş yılda bir bizim izleme ve değerlendirme birimlerine göre kendileri için tanımlanmış eğitimleri alacaklar. İki ayrı program var. Yeni öğretmen adayları ayrı bir program, öğretmen adayı yetiştirme programı. Bir de mevcut öğretmenlerin 5 yılda bir mesleki gelişimlerini izlemek, o da ayrı bir şey.
SORU: EĞİTİM CAMİASINDAN BU SİSTEME GERİ DÖNÜŞLER NASIL?
13 Nisan'da başladı akademide eğitim. Hazırlık eğitimlerinden öğretmen adayları memnun. Ben de ziyaret ediyorum, Bakan Yardımcısı arkadaşlarımız, Genel Müdürlerimiz sürekli illere ziyarete gittiğinde oralara gidiyorlar, öğretmen adayları mutlu. Eğitim kurumu yöneticilerinin eğitimi de cumartesi günü başlattık. Şu anda mesela akademide bir mevcut öğretmenlerimizin içerisinden uzman ve başöğretmen unvanını alan öğretmenler ders veriyor. Yani meslekte 20 yıl, 25 yıl çalışmış öğretmenler. Ve üniversitelerde, akademinin bulunduğu ildeki üniversitelerdeki öğretim üyeleri de gelip teorik kısımlarda ders veriyorlar. Dolayısıyla aslında sizin hedeflediğiniz YÖK'le iş birliği sağlanmış oluyor akademide.
SORU: VELİ RANDEVU SİSTEMİ NOKTASINDAKİ SON DURUM NEDİR? SAHADAN GELEN KARŞILIKLAR NASIL?
Toplumsal konularda aldığımız herhangi bir kararın toplumsal problemi veya toplumsal alışkanlıkları hızlıca, birden bire değiştirmesini beklemek mümkün değil. Bunun biraz olgunlaştırmamız lazım. Bizim 2023'te başlar başlamaz ilk yaptığımız şeylerden biri okul ikliminin iyileştirilmesi için adımlar atmaktı. Bu adımlardan biri mesela sınıf annesi uygulamasını kaldırmaktı. Çünkü onlar okulun içerisinde asıl ortamı kontrol etmeye çalışan, her şeyi koordine ettiğini düşünen kişiler onlardı. Bir diğeri de okullara velilerin girişiyle ilgili bir randevu sistemi oluşturmaktı. Aksi durumda veliler sürekli okulda geziyorlar, istemediğimiz hadiseler oluyor. Öğretmen arkadaşlarımızın derse girişleriyle ilgili aksamalar oluyordu. Bunların hepsi bu düzenin tesis edilmesi için attığımız adımlardı. Şu an Veli Randevu Sistemi büyük oranda uygulanıyor. Ama bu tek başına yeterli değil.
Bu kapsamda Bakanlıkça öğretmen-veli görüşmeleri için e-Devlet kullanıcı bilgileriyle okulların internet sitelerinden randevu alabilmesine olanak sağlayan "Veli Randevu Sistemi"nin daha güvenli ve planlı yürütülmesine ilişkin kapsamlı yeni bir çalışma başlattık. Yeni sistemde süreç yine randevu oluşturma, okul onayı ve görüşme adımlarından oluşacak ancak mevcut sistemden farklı olarak başvuru kanallarının çeşitlendirilmesi, okulun da veli adına randevu oluşturabilmesi ve velinin süreçle ilgili farklı kanallardan bildirim alabilmesi sağlanacak.
Bu doğrultuda veliler yalnızca "okulrandevu.meb.gov.tr" adresinden değil, aynı zamanda Veli Bilgilendirme Sistemi'nin (VBS) mobil uygulaması e-Okul VBS Mobil, BiP'teki Okul-Veli Asistanı (OVA) kanalı ve Millî Eğitim Bakanlığı İletişim Merkezi (MEBİM) olmak üzere farklı kanallar üzerinden de randevu sürecini........