Ankara İran’daki duruma nasıl bakıyor?

Türkiye ile İran için birbirine ne dost/ne düşman iki ülke tanımı yapılabilir.

Her iki durumu da söz konusu edebilecek çok örnek vardır.

Takriben 400 senedir değişmemiş olan sınırımız, iki ülkenin bir diğeriyle bir savaşa tutuşma isteğinden uzak olduğu anlamına da geliyor.

Üst düzey askeri bir yetkiliden yıllar önce şu cümleyi işitmiştim:

“Ne biz onlarla savaşmak isteriz, ne de onlar bizimle savaşmak ister:”

Diyebilirim ki, Ankara için İran politikası bir ‘ince işçilik’ meselesidir.

Bu ince işçiliğin içinde, bir yönüyle Fars diplomasi geleneğiyle müzakere etmenin zorluğu vardır ki, bunu bu işlerin içinde olanlardan çok duymuşuzdur.

Muhatapları açısından ‘yıldırıcı’ bir yönü vardır bu geleneğin.

Bir yönüyle ‘güvensizlik’ duygusu baskın bir duygudur.

Arkanızı dönemezsiniz İran’a karşı.

Ankara için, güçlü bir İran, oradan gelen tehditler nedeniyle arzu edilir bir şeydir diyemem ama şunu da Ankara’da mesai yaparken çok duyduğum için biliyorum, “Çok zayıflamış, hele hele kaosa sürüklenmiş bir İran” da, Ankara için hiç bir zaman benimsenmiş bir görüş olmamıştır.

Haziran ayı’nda 12 gün süren İran-İsrail savaşı sırasında, biraz da Gazze’de yürüyen soykırım nedeniyle İsrail’in, İran’a dönük saldırganlığına karşı tepkisel duruş, söylemlere daha fazla yansımış, İran’a dönük ‘rezervli bakış’ savaş bitene kadar ötelenmişti.

İran’ın doğrudan bir çatışmaya girmekten imtina etse de, Türkiye’nin ‘ayağına bastığı’ pek çok husus da olmuştur.

Mesela…

Geçen yıl Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in İran’ın PKK kozunu Türkiye’ye karşı kullanmasına dönük verdiği tepki ve o açıklama içinde kendini bulan ifadeler, Türkiye/İran ilişkilerinin karakterine dair çok iyi bir fikir veriyor:

“İranlı dostlarımız maalesef........

© Haber7