Muzdarip bir şairin ardından
Türk edebiyatı, sessiz sedasız bir kalemini daha ebedi aleme uğurladı. Şair Murat Kapkıner, ardında içtenlikli mısralar, sahici bir duruş ve kıymetli eserler bırakarak aramızdan ayrıldı.
Vefatı basında ve sosyal medyada çok yer tutmadı. Gündemin yoğunluğu sebebiyle mi böyle oldu yoksa vefasızlık olarak mı değerlendirmeli bu durumu bilmiyorum. Hayatı garip yaşayanların vedası da garip oluyor.
Murat Kapkıner öğrencilik yıllarımızda şiir kasetlerini defalarca dinlediğimiz bir isimdi. Hem kendi şiirlerini hem de Sezai Karakoç, İsmet Özel gibi ustaların eserlerini seslendirmişti.
Bağlamanın eşlik ettiği şiirler bizi başka âlemlere taşırdı. İmkânların sınırlı olduğu o zor dönemlerde yapılan çalışmalardı bunlar.
Kapkıner’i diğer şairlerden ayıran bir yanı da çok iyi saz çalması ve türkülere hâkimiyetiydi. Katıldığı şiir gecelerine bu yönüyle zenginlik katardı. Türkülere dosttu. Resim de yaptığını bir arkadaşım söylemişti.
Derdini haykırmak için dergiler çıkaran usta şairin farklı dergilerde ürünleri yayımlandı. Biz de kendisini bu yayınlar üzerinden okuma ve istifade etme fırsatı bulduk. “Anne ben artık iyiyim” şiirini defalarca okumuşumdur.
Kapkıner, sağlam bir şair olmasına rağmen şiire sığmayarak edebiyatın birçok türünde eserler verdi. Romanlarını okuyan dostlarım övücü cümleller kurdu.
Buna rağmen şair olarak anılması şiirde daha önde olmasındandır. Loras Yayınları büyük bir vefa ve duyarlılık göstererek bütün şiirlerini bir kitapta topladı.
Modern zamanlarda bir derviş gibi yaşadı. Dünya ona çok cömert davranmadı. Birçok imkândan yoksun olmak, başka alanlarda varlık göstermeye de kapı açar. Şiirin kapısı böyle zahidlere her zaman açıktır.
Bir mısranın, bir şiirin kendilerine armağan edilmesinden büyük mutluluk duyarlar. Kendilerine verilen ilhamla yetinmeyi bilirler. Geride dünyalıkların değil, sözün ve şiirin kalacağını bildikleri için mutmaindirler. Dünyaya isyan etmek yerine şiirle kanaat ederler. Murat Kapkıner de bu kanaat üzere yaşayan şiiriyle var olan ve hatta zaman zaman şiirin kendisine dönüşen bir isimdi.
Şairler, mahcup dervişler gibi şükran makamının daimi konuklarıdır. Kapkıner hatıralarını yazan bir şair olmasına rağmen, aslında iyi okuyucular şiirlerinden onun mücadelesini okuyabilirler. Modern zamanların yorgun ruhlarını, kırılmış insanını ve savrulmuş hakikat duygusunu dile getirirken, aslında kendi iç dünyasını resmetti.
Onun metinlerinde dikkat çeken bir diğer husus da dilidir. Kapkıner’in dili ne bütünüyle geleneksel ne de bütünüyle modern bir çizgiye hapsolur. Kendi sesini arayan ve bulan bir dil… Yer yer kırık, yer yer sert ama her zaman sahici. Bu sahicilik, onun en önemli vasıflardan biridir. Yiğit bir ses ve protest bir üslup, gençliğin kanını bambaşka kaynatır. O sebeple gençlik yıllarımızda yolumuzun Kapkıner’in şiiriyle keşişmesi tesadüf değildir.
Murat Kapkıner aynı zamanda bir arayış insanıydı. Hayatı boyunca hem fikrî hem de varoluşsal anlamda bir hakikat arayışının peşinden yürüdü. Bu arayış bazen onu sert çıkışlara, bazen yalnızlığa, bazen de içe kapanışa götürdü. Fakat bütün bu iniş çıkışlarda sürekli edebiyata tutundu.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, Kapkıner’in edebiyat dünyasında bir “iz” bırakmayı başardığını görüyoruz.
ÖZDENÖREN’LE DOSTLUĞU
Edebiyat camiasında onu en iyi anlayan ve hak ettiği değeri verenlerin başında Rasim Özdenören gelmiştir. Kapkıner’in eserlerini sohbetlerinde ve yazılarında övmüş, “Türkçenin rafine eserleri” diyerek hakkını vermiştir.
İstanbul’daki bir programımızda, Kapkıner’le yaptıkları uzun telefon konuşmalarını ve ondan dinlediği türküleri, yüzüne aynı anda yansıyan memnuniyet ifadesi ve tebessümle anmıştı.
Kapkıner de Özdenören’i gerçek dost olarak görmüş, fırtınalı zamanlarda gönlünü usta hikâyeciye yaslamıştır. Özdenören’i bir ağabeyden öte, şeyh olarak tanımlamış; bir sohbetinde şöyle söylemiştir:
“Tasavvuf geleneğimizde şeyhler iki kısımda değerlendirilmiş: zikir şeyhi, sohbet şeyhi. Kişisel deneyimlerimden yola çıkarak bu taksimatı doğruluyorum. Kimi şeyh konuşmayı sevmez ama kerametleri konuşur.
Bir de sohbet şeyhi var ki kerameti yok ama bir cümlesine tüm kerametleri kurban edersiniz. İşte Rasim Özdenören böyledir. Efdal olan da sohbet şeyhidir.”
Yeryüzündeki acıları derinden hisseden vicdan sahibi bir şair olarak tanıdık Kapkıner’i. Yüzündeki çizgilerde çilenin haritası vardı. Zulme maruz kalan bütün milletlere ağlayacak bir yüreğin sahibiydi. Şu şiir, onun iç dünyasını anlamak için bize çok güzel ipuçları verir: ‘her gün bir tabut çıkıyor kapımdan her gün bir ölü seni bildim bileli Afrika’da öldürülse bir yerli canı bende çıkıyor seni bildim bileli şişlenen zenci benim Amerika’da Ay’dan düşüyorum sanki okyanuslara artık kutsal metinleri çözemiyorum muallim-i evvel müftî-i âzam değilim fetva veremiyorum seni bildim bileli!
Rabbimizden niyazımız, Murat Kapkıner’i rahmetiyle kuşatmasıdır. Kendisini iyi bilirdik. Aziz ruhu şad olsun.
Mahmut BIYIKLI / Haber7
