Ataerkil toplumdan çocukerkil topluma
Aile ve Nüfus 10 Yılı hayırlı olsun
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca Haliç Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilen Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Tanıtım Programı'nda yaptığı konuşmada; 2026-2035 dönemini "Aile ve Nüfus 10 Yılı" olarak belirlediklerini belirterek "Aile ve Nüfus 10 Yılı, aileyi toplumun temeli, nüfusu ise milletimizin geleceğinin teminatı olarak gören güçlü bir devlet iradesinin tezahürüdür. Vizyon belgemiz ise insanla başlayan, aileyle köklenen, nesillerle büyüyen, nüfusla güçlenen, istikbale yürüyen Türkiye vizyonunun yol haritasıdır." dedi.
Bilinçli aile bilinçli toplum
Şüphesiz 2025 yılında başlayan Aile Yılı yol haritasının hemen devamında “Aile ve Nüfus 10 Yılı” vizyonuyla 2035 yılına kadarki süreyi “bilinçli aile bilinçli toplum” şiarıyla şekillendirmeye bugünden başlamak çok anlamlı. Bu nedenle emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.
Bugünkü yazımızda temelde aile büyük resimde ülkemizi şekillendirecek ve sağlam bir temel üzerine oturtacak “Aile” kavramına farklı bir pencereden bakan bir yazı kaleme aldım.
Çıkış noktamız: “Hangi Aile?”
Türk Dil Kurumu sözlüğünde “Ataerkil” sözcüğünün karşılığı olarak “Soyda, temel olarak babayı alan ve ailede çocukları baba soyuna mal eden (topluluk); pederşahi, patriarkal” açıklaması yer almakta.
Geçmişte Türkiye’de ataerkillik
Geçmişten günümüze ailenin korunması özellikle miras hukukunda erkek soyu esas alınır. Hatta mal paylaşımında gayri nizami olarak kadınların babalarının mirasından evlendikten sonra ev kızı değil “el kızı” oldukları gerekçesiyle mal bölüşümünde bir nevi paysız kalırlardı.
Hatta bazı ailelerde evlenen ya da evlenmese dahi evin kızı/kadını kendine düşen payı evin tek erkek evladına dahi gönüllü olarak devrettikleri görülürdü. Bu durum tamamen babamın soyu devam etsin, tarlalar, evler bölünmesin şeklinde bir nevi iyi niyet göstergesiydi.
Yine öteden beri aile içinde alınan kararların baba, baba yoksa geride kalan amca ya da evin büyük abisi ve sırasıyla diğer erkek kardeşler tarafından alındığı bilinir.
Zamanla bu durum halk arasında evin babası için dışişleri bakanı, evin annesi için ise şartlar ne olursa olsun evin duvarları içerisinde son sözün içişleri bakanı yani anneler tarafından alındığı da çok konuşulur ve bilinir.
Özellikle köy yaşamında eski devrin çiçeği burnunda babalarının “Ben çocuğumu babamın yanında bir kere olsun kucağıma almadım, öpmedim, sevmedim…” şeklinde cümleleri halen günümüzde kurduklarına şahit oluruz. Evet yanlıştı. Çocuk sevilmeliydi, çocuk baba sevgisi görmeliydi. Ancak o dönemde hiçbir çocuk “biricik” değildi. Günümüzde her çocuk “biricik”; biricikten kastım dokunulmaz, dediği, istediği ne varsa alınır ya da yapılır olmamalı.
İlkokulu bitir hoop bisiklet, ortaokulu bitir hoop laptop, liseyi bitir hoop akıllı telefon, üniversiteyi kazan hoop araba! Hoppala yârim yaz geldi, çarşıya kiraz geldi! Sonu olmayan bir “şunu yaparsam, bu sınavı kazanırsam bana ne alacaksın?” kısır döngüsü yaşıyor tüm anne-babalar çocuklarıyla maalesef…
Evet özellikle televizyonların renklenmesiyle, birbiri ardına özel........
