Yüceltilen akıl, miraç ve ötesi
İki gün önce, perşembeyi cumaya bağlayan gece akıllarımızı zorlayan, büyük ve benzersiz bir olayın yıldönümünü yaşadık.
Akıllarımızı zorlayan, dedim çünkü “akıl” dediğimiz “nesne” olmasaydı, düşünme ve anlama kabiliyetimiz de olmayacaktı.
Dolayısıyla ne bu olayı, ne kendimizi, ne de hayatı bilmek mümkün değildi.
Peki şimdi diyeceksiniz ki böyle bir girişi neden yaptın?
Müsadenizle söyleyeyim:
Önceki yıllarda kandillerle ilgili paylaşımlarımda bazı okuyucularımız, “İslam’da Kandil diye bir şey yok, nereden çıkarıyorsunuz bu kandilleri” diyorlar.
Halbuki akıl, “akletmek “ için verilmiştir insana.
İslam Ansiklopedisinde Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay Hoca bu konuda şöyle diyor:
“…Kur’ân-ı Kerîm’e göre insanı insan yapan, onun her türlü aksiyonlarına anlam kazandıran ve ilâhî emirler karşısında insanın yükümlülük ve sorumluluk altına girmesini sağlayan akıldır.
Kur’an’da akıl kelimesi biri geçmiş, diğerleri geniş zaman kipinde olmak üzere kırk dokuz yerde fiil şeklinde geçmektedir. Bu âyetlerde genellikle “akletme”nin yani aklı kullanarak doğru düşünmenin önemi üzerinde durulmuştur.
Kur’an terminolojisinde akıl “bilgi edinmeye yarayan bir güç” ve “bu güç ile elde edilen bilgi” şeklinde tarif edilmiştir,
(bk. Râgıb el-İsfahânî, “ʿaḳl” md.).
Ve yine Kur’an-ı Kerim; “ancak bilenlerin akledebileceğini” söyler
(el-Ankebût 29/43).
Bu gücü ve bu bilgiyi iyi kullanmadıkları için kâfirleri, “... Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bu yüzden akledemezler” (el-Bakara 2/171) diyerek yermiş, “O, aklını kullanmayanlara kötü bir azap verir” (Yûnus 10/100) âyetiyle bütün insanlığı uyarmış ve akıllarını kullananların cehennem azabından kurtulacakları (bk. el-Mülk 67/10) belirtilmiştir.
Kur’an’ın birçok âyetinde, akıl sayesinde kazanılan bilginin gene bu gücün kontrolünde kullanılması gerektiği, bunu yapmayanların sorumlu tutulacağı sık sık ifade edilmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm’de, eşyadaki nizamı anlama gücüne sahip olan akla, aynı........© Haber7
