Cahit Ağabeyin Hüzünlü Vedası
Bugün Cahit Zarifoğlu Ağabeyinin vefat yıldönümüdür.
Onun hüzünlü vedası üzerinden otuz dokuz yıl geçmiş. Çok güzel bir insandı; hala öyledir.
Zarif bir karaktere sahipti.
O da, haziran ayının hüzünlü şiir gibi bir vaktinde kavuştu Sevgilisine.
Pekala, Eylül ayına hüznün yakıştığını birliyoruz da
“Haziranı’ın nesi var” diyebilirsiniz.
Sanıyorum ilginç bir şekilde Haziran aylarında yoğun şair ölümleri yaşanmıştır da ondandır bu ayın hüzn’e boyanması.
Kanımızın en deli aktığı yıllarda tanımıştım Cahit Zarifoğlu’nu.
Bir Edebiyat Dergisinden sıcak ve samimi elini uzatmış elimizden tutmuştu.
Okumamızı, yazmamızı, düşünmemizi önermiş ve yazdıklarımızı kendisine göndermemizi istemişti.
Farkına varmadan o’nun sevgiyle ve dostlukla yürüyen merdivenine binmiş ve kucaklaşmıştık kendisiyle.
Zarifoğlu İstanbul Radyosunda çalıştığı sırada sık görüşmeye başlamıştık, Gülçocuk Dergisi’ni birlikte planlamıştık.
Yürek Dede ile Padişah’ın çizgi roman yapılmasını teklif etmiştim, kabul etmişti.
İlk sayısının yayınlanışını görmek de nasip olmuştu kendisine; Cerrahpaşa’da hasta yatarken göstermiştim, sevinmişti.
Yedi Haziran 1987 yılında kaybettik onu.
Güzel Adam’la ölümünden bir yıl kadar önce yaptığım bir röportajı sizlerle paylaşıyor ve Rabbim’ den kendisini Peygamber Efendimiz (sav)’e komşu etmesini diliyorum.
Cahit Zarifoğlu Maddesi TDV İslam Ansiklopedisinde yayımlanmıştır. Maddeye ulaşmak isteyen genç araştırmacılarımız aşağıdaki link’i kullanabilirler.
http://www.islamansiklopedisi.info/madde.php?lme=zarifoğlu, cahit&secim=mdd&-find= ARA
Cahit Zarifoğlu İle Yapılan Son Röportaj:
Karaçam: "İşaret Çocukları" isimli ilk şiir kitabınızdan sonuncusu olan "Korku ve Yakarış"a doğru, anlaşılmazlıktan anlaşılırlığa, birbirine karışmış duygular atmosferinden sade bir sese dönüşen kendi şiir çizginizi nasıl yorumluyorsunuz? Bu, bir şiirin kendi sesini yakalamış olmasıyla ulaştığı bir ifade rahatlığı mıdır, yoksa giderek farklı söyleyişleri tercih eden değişik bir şiir anlayışının vücut buluşu mudur?
Zarifoğlu: Başlangıçta şiiri sadece kendimden yola çıkarak, şairliğimden yola çıkarak yazıyordum... Zamanla angaje oldum. Aktüalitenin zorlamaları, yönlendirmesi oldu. Hama olayları cereyan ediyor. Onbinlerce temiz Müslüman katlediliyor... O çocuklar, kadınlar... Derken içerdeki acılarımız.. derken Afganistan.. Kayıtsız kalamıyor ve bir şair olarak, görev duygusunun baskın olduğu şiirler yazıyorsunuz. Bu şiirlerin elbette, ayağının anlam olarak yere basması gerekli. Bu vardığım bir nokta, bir sonuç değil. Sadece bilinçli şekilde uygulanmış bir metot. Konunun belirlediği bir "daha anlaşılırlık". Yoksa başlangıçtaki şiir çizgimi terk etmiş değilim. Tarzım hiç değişmemiştir.
Karaçam: Kimilerine göre "Şiir bilimsellikten ve bilime dayalı betimlemelerden ürker". Kimileri tersine bir tezi göklere çıkarır. Klasik şiirde hâkim olan öğe "düşüncedir". Çağdaş şiiri belirleyense hemen hemen sadece "Hareket’tir”. Şiirinizin oturduğu temellerden ve şiirinizde paralellik kurduğunuz tezlerden söz eder misiniz? Dahası bize şiirinizi etraflıca tanıtır mısınız?
Zarifoğlu: Çok zorlanırım, şiirimin eleştirmenliğini yapmam istenince. Birçok defalar benimle şiirim hakkında konuşuldu. Bunlar, şiirim hakkında yazılanlardan daha çok sayıda. Garip bir........
